
Küçük bir göl kenarında gizli yerde, Karl kitaplarla birlikte bir ayraç hediye ediyordu hayatta en çok sevdiği insana;
“YOU WILL BE HAPPY” yazıyordu üzerinde.
Eylül, On yedi yaşında genç ve biraz tedirgindi. Birazdan fazla huzursuz muydu? Bilemedim bunu… yanlış demek geldi içimden ölmeden az evvel… dur yanlış an…!
Filmlerde söylenen kadar söylenmeyen şeyler ve hani sessizliğin… an’ladın. Seyirci bilir de zavallı karakter bilmez, kaybolur gider ya?
Teselli eder “film icabı” diye kendini insanlar.
Bir şairin hayatı, bir iğne, bir yaprak, ne fark eder? 6 telli bir prova.
parmak uçlarının nasırlaşması ödülüdür. Söylemeden edemeyeceğim, yazar ölümü göze alandır.
İki bin 10 yediydi ve acıları vardı
paramparça ekmek kırıntıları gibi gördüm yüreğimi. Korkunç bir kalabalık
Herkes oradaydı da biz neresinde…?
Yanımda işlevini yitirmiş bir kol var. Utandım. buz kesti her yerim… kanadım durdum, terliyor gibiydim gözlerimi yakıyordu kanım, dinlenmek için bir mezara uzandım, düşlerimi saklamış olmalıyım. ağlayarak uyuyup ağlayarak uyandım, rüyalarımı suya sattım. içindeydim denizin görünmedi göz yaşım, hayallerimi yuttum
bir sigara kadar çaresizdi şiir ya da şair.
ne fark eder? arayanlardan biri daha ve perdeleri 22
sıfır iki sıfır ikiydi
Egeli bir keşiş
Ya da çoban kendi gölgesinde artık ıssız… kabukları kuru, Yeşil ormanın yeşil bir ağacının…
-Beyaz bir dua koymuştum bu ağacın yaprağının üzerine şuraya, sabaha bul diye; bir çiğ tanesi bırakmıştım gecenin siyahından
sevdiğin renk buydu renklerin tamamı. hep birlikte geçen benim yattığım çukuru doldurup taşıracak kadar sevgi, gayret, iyi niyet, bavul bavul güzel hayaller, ipekten, pamuktan düşler, (sentetik gülüşler çok eski bir şiirimde oynamıştı) safça çeyiz bohçasına saklanıvermiş mis kokulu, belki yatak yastıkların içinde “umut” vardı da…
koskocaman çaresizliği ile keşiş, çoban ya da ne fark eder? ha bir keşiş ha bir çoban? bir gitar veya İskoç bir kısrak
gecenin mavisine doğru yürüyorum. yakışan renk buydu bana değil mi?
bir şarkı mırıldanarak
“gittiğimde ölmüş olacağım ölünce gitmiş olacağım
gidince öleceğim
öldüğümde gideceğim
sevgim bana kıyamet
beni bırakın…
ormanda yalnız bir çocuk cebinde bir şair
kulaklarında güzel masallar olan çocuk
rahat ol.
…
gidince öleceğim”
Papyon Tayfun Türkkan