Ağustos bir garip

Üzüntüden ve endişeden patlamak üzereyim sanki bir balonun şaşırtan büyümesi gibi.

Pandemi önü ve arkası perdenin

Oyunda cinayet, işkence, zulüm, katliam, doğanın bile doğasına aykırılaştığı insanlığın kendine en yabancı ve uzak kaldığı bir dönem. Hiç bir insan kendinde değil şimdi.
-Hepten delirdik, hayırlısı…

Acının bağımlısı olduk. Salgınlar, Yangınlar seller isyanlar ve İnsanlar uçak kanadında

Yanan toprağın üstünden şimdilik akıyor tomruklarla birlikte

Yutamadı sırlarını

korkunç bir uğultu homurdanarak

Salladı silkeledi çatladı

Üşüdük sabah olmadan yaz günü

Aklımız gitti evler bitti

Sel ne sildi ne süpürdü aslında

Alevler deyince yere akıl toz oldu

“Hiç Ağustos gibi değil”

Yangın kül olur da küllerinden doğar elbet yine istek.

ne bu güz soğuğu?

Ağzımın tadı bozuldu Ağustoslar gibi.

Papyon Tayfun Türkkan 17 Ağustos 2021

Crying Game

Küçük bir göl kenarında gizli yerde, Karl kitaplarla birlikte bir ayraç hediye ediyordu hayatta en çok sevdiği insana;

“YOU WILL BE HAPPY” yazıyordu üzerinde. 

Eylül, On yedi yaşında genç ve biraz tedirgindi. Birazdan fazla huzursuz muydu? Bilemedim bunu… yanlış demek geldi içimden ölmeden az evvel… dur yanlış an…!
Filmlerde söylenen kadar söylenmeyen şeyler ve hani sessizliğin… an’ladın. Seyirci bilir de zavallı karakter bilmez, kaybolur gider ya?
Teselli eder “film icabı” diye kendini insanlar.
Bir şairin hayatı, bir iğne, bir yaprak, ne fark eder? 6 telli bir prova. 

parmak uçlarının nasırlaşması ödülüdür. Söylemeden edemeyeceğim, yazar ölümü göze alandır. 

İki bin 10 yediydi ve acıları vardı 
paramparça ekmek kırıntıları gibi gördüm yüreğimi. Korkunç bir kalabalık 
Herkes oradaydı da biz neresinde…?
Yanımda işlevini yitirmiş bir kol var. Utandım. buz kesti her yerim… kanadım durdum, terliyor gibiydim gözlerimi yakıyordu kanım, dinlenmek için bir mezara uzandım, düşlerimi saklamış olmalıyım. ağlayarak uyuyup ağlayarak uyandım, rüyalarımı suya sattım. içindeydim denizin görünmedi göz yaşım, hayallerimi yuttum

bir sigara kadar çaresizdi şiir ya da şair. 
ne fark eder? arayanlardan biri daha ve perdeleri 22

sıfır iki sıfır ikiydi
Egeli bir keşiş
Ya da çoban kendi gölgesinde artık ıssız… kabukları kuru, Yeşil ormanın yeşil bir ağacının…


-Beyaz bir dua koymuştum bu ağacın yaprağının üzerine şuraya, sabaha bul diye; bir çiğ tanesi bırakmıştım gecenin siyahından

sevdiğin renk buydu renklerin tamamı. hep birlikte geçen benim yattığım çukuru doldurup taşıracak kadar sevgi, gayret, iyi niyet, bavul bavul güzel hayaller, ipekten, pamuktan düşler, (sentetik gülüşler çok eski bir şiirimde oynamıştı) safça çeyiz bohçasına saklanıvermiş mis kokulu, belki yatak yastıkların içinde “umut” vardı da…

koskocaman çaresizliği ile keşiş, çoban ya da ne fark eder?  ha bir keşiş ha bir çoban?  bir gitar veya İskoç bir kısrak 

gecenin mavisine doğru yürüyorum. yakışan renk buydu bana değil mi? 
bir şarkı mırıldanarak

“gittiğimde ölmüş olacağım ölünce gitmiş olacağım

gidince öleceğim

öldüğümde gideceğim

sevgim bana kıyamet

beni bırakın…

ormanda yalnız bir çocuk cebinde bir şair

kulaklarında güzel masallar olan çocuk 

rahat ol.

… 

gidince öleceğim”

Papyon Tayfun Türkkan

tanrı yanım

Tanrım,
tanrı yanım
lütfen beni bağışlayın
sıkıldım taş gibi
ya da erimiş kaşar
doymuyorum ama iştahım yok

Tanrım beni bağışlayın
hallerden bir hal içindeyim
bilmem hangi biçimdeyim
ah bu ben içimde miyim?

tanrı yanım n’olur beni

affet isedim istedim durmadan istedim

istek çok fazlaydı sana vardı
bana hani diyemedim

tanrım tanrı yanım lütfen affet,
oburdum evvelden gözümle yerdim
şişti patladı midem öğrendim
her şey çok fazlaydı sana vardı
bana hani diyemedim

tanrım, tanrı yanım lütfen beni bağışlayın
bu fazlalıkta azalmaktır arzum

Tayfun TÜRKKAN
17 Şubat 2021

Şiir bir yalnızlık işidir 1

her yalnızlık şiirin işi değildir ama

ataların ayak izleri, yanlışlıklar

ölümsüz ezgiler ve diğer her büyü aklını alır

doymaz ne şaraba ne

aşka ne

zevke ne sefaya

doymaz

yahu,

varlık içinde bir yokoluştur hayat! Sen de bir gün bebekliğinde duymaya başladığın bir varmış bir yokmuş diye anlatılan masallardan birindeki ahşap masanın bir bacağı olduğunu hissedersin.

Şiirin meselesi böyle şeylerdir işte’

Papyon Tayfun Türkkan

Susmayan us’un sırları

Vanilya kokulu bedenlerine hapsolmuş ruhlar

Sanırım insanlar önce kandırılmak sonra kandırıldığını anlamak…

Bu arada;

İnsan en çok kendini kandırır. İnsan en ve insan en ama en anlamsız yargıların yargılanmaların ve bunun gibi rahatsız edici bir çok duygunun efendisi olmakta hayli güçlük çeker. Bilir de kıpırdayamaz

Duyar da dinlemez

Bakar da görmez

Söyleyerek susar

Susarak der derdini susarak…

İnsan susturamaz usunu

Susturamaz insan her zaman usunu

SusmayanUs

Artık benim de sırlarım var…

Tayfun Türkkan Ekim 2020