dinlemek için aşağıdaki ▶️‘e basın.
Yine Schubert Serenade çalıyordu…
“ buruk bir soğukluk var ellerimden başlayan.
Hüzünlü müyüm? -evet, elbette. ee ve bunun için bu kez çok sebep var.
şimdi burada olsan mesela sormak isterdim;
-denizler bizsiz mutlu mudur?
kuşlar şaşmıyorlar mıdır halimize?
ya ağaçlar hala seviyor mudur bizi?
Ben şaşıyorum doğrusu. Bir yandan koskocaman karanlık bir yıkım yaşanıyor bir yandan da sanki aydınlık.
Karanlıkla aydınlığın bitmez çekişmesi. Savaş da derdim ama savaş insan icadı.
Görüyorum delirdik hepten, bir taraftan da birleştik, eşitlendik. Duygular birbirine girdi, dokunamazken 2 metreden birbirimize.
Müziği farklı duyuyor olmalı çoğu insan. Yanılmıyorum değil mi?
Koku ya? kokuları anımsıyor musun? ya ses? şimdi ki sessizlik
bildiğimiz şeyleri nasıl hatırlıyoruz?
unuttuğumuz şeyler var. özlem neymiş? öz’den gelen.
Şu küçücük depoda neler birikmiş meğer? Açmak gerekmiş yenilere yeri.
Eskilerle vedalaşıp bırakmak.
bahar temizliği
İyi ki temizledik şurayı yahu, şimdi mis ekmekler kokacak o kirli depo… “sahi bunu bana nasıl yap……”
Kuşlar beklesin, hüzünlüyüz şimdi
dokunurduk eskiden birbirimize.
acılarımızı bile seyrediyoruz artık uzaktan bak
oturduğumuz yerden bir tık
“like“ neymiş?
beğeni, bunlar bunu beğendi.
içine ettiniz lan duyguların…
mutsuz olunca , küsünce de
surat somurtan çok kolay, koy bak, “iki nokta üst üste ve sırtını dönmüş bir parantez”
… bu insanı hiç de sosyalleştirmeyen, ancak çoğunlukla iğrençleştiren sosyal medyadan bir uyarı mesajı daha geldi pardon
ne diyordum?
kimse mükemmel değildir.
evet kimse mükemmel değildir ve mükemmel olanda budur.
yoksa neye yarar mükemmel kelimesi? Ah, müzik için kullanılır. Müzik mükemmel olmayan insanların mükemmel yaptığı bir şey olabilir.
Neyse…şu depodan çıkanları vereceğim kutu yapmak gerek.
ama kızgınım hala ve özür dileyecek değilim o arkamdan korna çalan hanımefendiden, dalgınlığımı biraz hoş görebilirdi oysa.
“ağaçları hala seviyorum ben”
Rutubet kokuyor bu kutular,
-Baksana neler saklamışım? 9 senede ne çok şey birikmiş. Hala atamadığım lüzumsuz şeyler de var. Kim kopabilmiş ki her şeyinden? Şu şerit metre örneğin. Çok severim babam hediye etmişti. Sevdiğine bağlanır insan.
Tabi , sevmek yaşama dairdir, devam edecek olan da o dur.
Sen sevmeye bak, seveni. Anneannemin dediği gibi. “Sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan ise, sev seni seveni yer ile yeksan ise”
ve dokunurdu insanlar eskiden sevdiklerine şimdi sevmek dokunuyor be insana.
Anneannem deyince, evleri kalabalıktı az evvellerin çocuklukta kaldı.
Albümler çıkar aile dostları ile fotoğraflara bakılırdı. Gülüşürdü insanlar ve bazen mutlu gibi görünürlerdi.
Kanepeler yorulurdu, sandalyeler yetişirdi ve Evlerin salonları buluşmak içindi,
halıların püskülleri darmadağın olurdu. Terliklerin başı dönerdi. Bitmezdi laflar kapı önünde bile devam ederdi .
O zamanlar ekran iktidar değildi herhalde de sonra ışık ve sesler saçan bu parlak şeylerin içine girdi insanlar. Çocukken televizyonun içinde insanlar olduğunu düşünürdük ya? Eh o oldu, Şimdi herkes iç içe… Ama yan yana değil.
Eskiden Sohbette; kilo mu almış sanki yaşlanmış denmez, yaş almış denirdi. Ve belki rica edilirdi bir çay daha nazikçe, şimdi rica olunuyor kamusal anonslarda… nasıl rica olunur hiç anlayamam.
Evden birçok eşya çıktı dışarı ama sanki bahar eve giremedi. Sokaklar ne sessiz değil mi?
Okumadan gönderdi yazdıklarını; Salona yöneldi, ilgisiz eşyalar ilgisiz yerlerdeydi.
Düzensizlerdi. Yerlerine ait değillerdi sanki. Toz bezi ahşap aksamlı deri koltukta, sprey şişesi yerde duruyordu. Kıvrık halılar, köşede duran bir kova. İnsanlar yoktu.
İnsanların dokunduğu eşyaların yanlış yerlerde uyumsuz şekilde dağıldığı, kural dışı bir manzaraydı bu.
“Sokağa çıkmak yasak ama Denize açılmak değil” diye düşündü.
Hüznünü yatak odasındaki şifonyerin çekmecesine koymaya karar verdi. Önce evi, sonra kendini toparladı. Güzel bir akşam yemeği hazırlamaya karar verdi. Bir dilim antrikot kızarttı. Yeşili, kırmızıyı, şarabı da unutmadı. Yemeğini yerken Schubert Serenad’ı dinliyordu.
Papyon Tayfun Türkkan / 18 Nisan 2020