Pazar Günü Ölüm

Binalar iç içe geçmiş yaz bitimi 
Hala sıcak bir esinti var bu pazar
Aralık bir cam, tül ürperiyor
Uzakta konuşmalar tek tük egzos sesleri 
Çocukları susturmuyor
Domatesin biri düşmüş dibine
Ayak sesleri ve gayda
Cenap bey telefonda
Israrla açmıyor Fatma hanım elleri bulaşık 
-Haydi başka kapıya 
şimdi ne var bu pazar? 
Bir genç kız ölmüş yolda arkadaşları
Kayıp bir şehir 
Yitik bir ölüm bu pazar 
Balkona asıyor Esma hanım bornozunu 
Saçları bigudili; bu bluzu bankaya hiç yakışmaz 
Habersiz misiniz bu pazar?
Ölümün çocuklara uzaklığı ne kadar? 
Kahvaltıdan sonra mı gelir şeytan ya da o?
Sigaramın bitmesini bekle Pazar matemi 
Şimdi ben bir İrlandalı okuyla ölmek istemiyorum
Bu pazar yaşam ne kadar?

Papyon Tayfun Türkkan / “Ben Mi” Ankara 2003 Piramit Yayıncılık

🎧 #karantinakent

Sound Cloud ▶️ / Youtube ▶️

kentin kuytularından

uzak siren çığlığı uzun

kırmızı minderde 

misafir yüzü yalnızlığın

rüzgârın suçu yok pek

parçalanan bizleriz; iki satır kağıt

şimdi sessiz

şimdi mavi

bu kent

zehir akıyor sokaklarından

kayıp bir dize

geziniyor

belli belirsiz

boş içimizde

yaz özlenen

Papyon Tayfun TÜRKKAN

🎧 Bahar Temizliği

dinlemek için aşağıdaki ▶️‘e basın.

Yine Schubert Serenade  çalıyordu…
“ buruk bir soğukluk var ellerimden başlayan.
Hüzünlü müyüm?  -evet, elbette. ee ve bunun için bu kez çok sebep var. 

şimdi burada olsan mesela sormak isterdim;
-denizler bizsiz mutlu mudur?
kuşlar şaşmıyorlar mıdır halimize?
ya ağaçlar hala seviyor mudur bizi?

Ben şaşıyorum doğrusu. Bir yandan koskocaman karanlık bir yıkım yaşanıyor bir yandan da sanki  aydınlık.

Karanlıkla aydınlığın bitmez çekişmesi. Savaş da derdim ama savaş insan icadı. 

Görüyorum delirdik hepten, bir taraftan da birleştik, eşitlendik.  Duygular birbirine girdi, dokunamazken 2 metreden birbirimize.
Müziği farklı duyuyor olmalı çoğu insan. Yanılmıyorum değil mi?

Koku ya? kokuları anımsıyor musun?
ya ses? şimdi ki sessizlik
bildiğimiz şeyleri nasıl hatırlıyoruz?
unuttuğumuz şeyler var. özlem neymiş?  öz’den gelen.

Şu küçücük depoda neler birikmiş meğer? Açmak gerekmiş yenilere yeri.
Eskilerle vedalaşıp bırakmak. 
bahar temizliği
İyi ki temizledik şurayı yahu, şimdi mis ekmekler kokacak o kirli depo… “sahi bunu bana nasıl yap……”

Kuşlar beklesin, hüzünlüyüz şimdi
dokunurduk eskiden  birbirimize.

acılarımızı bile seyrediyoruz artık uzaktan  bak
oturduğumuz yerden bir tık
“like“ neymiş? 
beğeni, bunlar bunu beğendi.
içine ettiniz lan duyguların…
mutsuz olunca ,  küsünce de
surat somurtan çok kolay, koy bak,  “iki nokta üst üste ve sırtını dönmüş bir parantez”

… bu insanı hiç de sosyalleştirmeyen, ancak çoğunlukla iğrençleştiren sosyal medyadan bir uyarı mesajı daha geldi pardon 

ne diyordum?
kimse mükemmel değildir. 
evet kimse mükemmel değildir ve mükemmel olanda budur. 
yoksa neye yarar mükemmel kelimesi? Ah, müzik için kullanılır. Müzik mükemmel olmayan insanların mükemmel yaptığı bir şey olabilir. 
Neyse…şu depodan çıkanları vereceğim kutu yapmak gerek. 
ama kızgınım hala ve özür dileyecek değilim o arkamdan korna çalan  hanımefendiden, dalgınlığımı biraz hoş görebilirdi oysa.
“ağaçları hala seviyorum ben”
Rutubet kokuyor bu kutular, 

-Baksana neler saklamışım? 9 senede ne çok şey birikmiş. Hala atamadığım lüzumsuz şeyler de var.  Kim kopabilmiş ki her şeyinden? Şu şerit metre örneğin. Çok severim babam hediye etmişti. Sevdiğine bağlanır insan. 

Tabi , sevmek yaşama dairdir, devam edecek olan da o dur.
Sen sevmeye bak, seveni. Anneannemin dediği gibi. “Sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan ise, sev seni seveni yer ile yeksan ise” 

ve dokunurdu insanlar eskiden sevdiklerine şimdi sevmek dokunuyor be insana. 

Anneannem deyince, evleri kalabalıktı az evvellerin çocuklukta kaldı.
Albümler çıkar aile dostları ile fotoğraflara bakılırdı.   Gülüşürdü insanlar ve bazen mutlu gibi görünürlerdi. 

Kanepeler yorulurdu, sandalyeler yetişirdi ve Evlerin salonları buluşmak içindi,
halıların püskülleri darmadağın olurdu. Terliklerin başı dönerdi. Bitmezdi laflar  kapı önünde bile devam ederdi .

O zamanlar ekran iktidar değildi herhalde de  sonra ışık ve sesler saçan bu parlak şeylerin içine girdi insanlar. Çocukken televizyonun içinde insanlar olduğunu düşünürdük ya?  Eh o oldu, Şimdi herkes iç içe… Ama yan yana değil. 
Eskiden Sohbette; kilo mu almış sanki yaşlanmış denmez, yaş almış denirdi. Ve belki rica edilirdi bir çay daha nazikçe, şimdi rica olunuyor kamusal anonslarda… nasıl rica olunur hiç  anlayamam. 
Evden birçok eşya çıktı dışarı ama sanki bahar eve giremedi. Sokaklar ne sessiz değil mi?

Okumadan gönderdi yazdıklarını; Salona yöneldi, ilgisiz eşyalar  ilgisiz yerlerdeydi.

Düzensizlerdi. Yerlerine ait değillerdi sanki. Toz bezi ahşap aksamlı deri koltukta, sprey şişesi yerde duruyordu. Kıvrık halılar, köşede duran bir kova. İnsanlar yoktu. 

İnsanların dokunduğu eşyaların yanlış yerlerde uyumsuz şekilde dağıldığı, kural dışı bir manzaraydı bu. 

“Sokağa çıkmak yasak ama Denize açılmak değil” diye düşündü. 

Hüznünü yatak odasındaki şifonyerin çekmecesine koymaya karar verdi. Önce evi, sonra kendini toparladı. Güzel bir akşam yemeği hazırlamaya karar verdi. Bir dilim antrikot kızarttı. Yeşili, kırmızıyı, şarabı da unutmadı. Yemeğini yerken Schubert Serenad’ı dinliyordu. 

Papyon Tayfun Türkkan / 18 Nisan 2020

🎧 Schubert Serenade

dinlemek için aşağıdaki ▶️’e basın.

Pencere’den, serin hava  yağmur kokusuyla içeri giriyor. Sanki müziği dinlemeye gelir gibi…
“Bir vals havası var bu serenade da.  Dansa davet ediyor sanki…”Oldukça sıradan aslında ama kibar ve naif. Azıcık yüce, azıcık hüzünlü, azıcık umutlu.

İçeri sığmaya çalışan koca bir enerji var, adı dışarısı. Dahil olmak istediği bir şey, yorulmuş da,  şurada ‘ben de oturayım’ der gibi. Her nasılsa rahatsız ediyor ama, ama zararsız.

İç olmak isteyen bir dış mı? için dışa,  dışın da içe gereksinimi mi?

Tanışmak zorundalar. Kavuşmak zorundalar. Ayrılamazlar. Sanki bir başlangıç sanki zaman. 

“Suya yazıyoruz gibi geliyor, çok üzüyor bu beni.”

Bazı laflar şiir olabilmeli oysa. Yeni en iyileri getirsin – çatımızı kaplasın

Öğrenilecek çok şey var. Bu yük?

-kaçınılmaz

Dış bekler mi hiç içi ? İşi içe dıştan dışa . ve sahiden de İç içe mi

Çalışma zamanı diyen bir alarm gibi, öğrenilecek çok şey var.
kaçınılmaz… 

Bethoven’a sessizliği öğreten yalnızca sessizlik olamaz… sessizliği anlatmak için sese gerek var… 

Değer, ah! bilemediğim kendim. bildiklerim mi – bir soru ekinin ardına saklamam kendimi.

Paradoksları sever herkes. 

Kıvrılır, bükülür, taklit edeceğim diye kağıdı sert bir metal eğilir. Eğridir ve sever insanlar ironilerimi; arzusu sorulmayan nesnedir romantik  çakır keyifim. Vakur değil, uysun diye de değil, makûl bir ifade takınıyorum. Sanki, sözcüklere gözlerimizin yaşlarını katıyorum, zerre zerre birikiyor  mutluluk.

“Bir taslaktan daha iyisi gerekir!” diyor Dış.

…sessizlik o sesten sonra oluyor ya hep…

Bir vals havası var bu serenade da.  Dansa davet ediyor sanki…

Yalnızlıklar sözcükleri yutuyor. Yavaştan düşünceler susuyor. İç ruha varıyor, roller değişiyor. Esas oğlan ve esas kız, esas aşıklar gibi kavuşuyor.

Dijital şiirler uçtan uca, içten içe.
Bir ve sıfır ve bir ve sıfır ve…

Her zekâ, yapay değil mi? Bir akıl yazıyor ‘muğlak’ kaderimizi…

Papyon Tayfun TÜRKKAN 2019-2020

🎧 Köşk

dinlemek için aşağıdaki ▶️’e basın.

Güzel kokulu bir ev sanki.
Minik bir yalının denizin içindeymiş gibi hissettiren cumbasına doğru yürüyor….
Naftalin ve tarçın kokuları ayırt edilebiliyor.
Halılardan olmalı naftalin.
Tarçın sıcacık ıhlamurla karşılaşınca aşkını gizlemeyen  heyecanlı bir genç gibi koyvermiş kendini sanki….
Yerlerin gıcırdaması artık ona eskide olduğu gibi rahatsızlık değil keyif veriyor.

Cumba salonun çıkıntısı ev tertemiz… öyle ki sanki daha geniş…taptaze bir havası var… mobilyalar yaşlı ama dimdik… neredeyse zaman değmemiş sadece gözler değişmiş.

Yere vuran ışık hoşçakal der gibi… ve o perde bunun için aralık elbette…

Aşkların en güzeli yürürdü merdivenlerinde de…
Gıcırtıya gelince

Elbette anlatacakları var bu 300 yıllık köşkün…
Bir değil kaç rengi oldu o bile unuttu…
Hangisini dinlemek istersin vuran dalgaların eteğine
Suyun nemin yağmurun rüzgarın güne şin tozun
Çürütemediği sevdadır (sevgidir)
Köşkün adı gerek… adında aşk olsa gerek… rengi çoktur dengi yoktur bazen delilerin…


Sevgi olunca kim kim bilinemez bakarsın su güneşe aşık güneş yerde bir halıyla öpüşüyor gün batımı…çiçekler hiç utanmadan dans ediyorlar dalgalarla boğuşurken iskelenin tahtaları canhıraş… duysan korkarsın…dalgalar çatırdatıyor sanki
sevginin değdiği  canlılar sevgiye gidiyor
Bilmem mi? Çatırdarız ya bizlerde… bükülür doğruluruz yine…ama köşk öylece duracak
Eğilemez ki
Direnecek dalgalara öğretti sanacak dinince deniz…
Deniz olur mu hiç dalgasız canım? Olmaaaaz…
Ağaçtı belki binlerce yoksa onbinlerce yıl mı?
Yeryüzünde
Yüzü yerinde
Durdu

30 kasım 2019
Papyon Tayfun Türkkan

3 parça 50 Tek 18

Limon kabuğu yanmış gibi kokuyor bugün.
Kavrulmuş kararmış.
Susuz kaldı Benjamin yine
Olabildiğince iyi olmaya çalışmak olabildiğince kötü olmaktan daha çok çaba ister. Filmlerin iyi adamları anlatması bu yüzden.

“Sana baş rolü verdiler hayatta
Ama sen Figüranı oynuyorsun”

Ve hatta

Kuru temizlemecinin kampanyası gibi anlaşılmaz
Limon kabuğu yanmış gibi kokuyor bugün. Kavrulmuş kararmış
Bir varmış…

Papyon Tayfun TÜRKKAN 2019