🎧 Pencere

dinlemek için aşağıdaki ▶️’e basın.

Bir ölünün ki kadar soğuktu ayakları. Duvara sırtı dönük yatıyordu,  iki elini birleştirip yanağı ile yastığının arasında koymuştu. Bu, daha rahat nefes almasına yarıyordu. Şefkat gösteriyordu kendine. Başını yavaşça komodine doğru çevirdi. Tepesinde iki zili olan, kadranı beyaz saat dokuza doğru duruyordu. Dizlerini karnına doğru çekti.

Pencere; iki yana eşit şekilde yarı yarıya açılmış koyu yeşil perde ve solmuş beyaz bir tül. 

Sol dirseğinden destek alarak, sağ eliyle perdenin ucunu ters taraftan hafifçe kaldırıp, Otuz altı yıldır gördüğü akşam üzerine baktı. 

“şu dutlar ne zaman olacak?” diye düşünmedi. 

Perdeyi bıraktı, bir pelerin gibi süzüldü, tül titredi.

Sırtüstü uzandı. Ezbere bir hareketle, o yöne bakmadan, komodinin üzerindeki kumandayla radyoyu açtı. Handel’in aryalarından biri, Kontrtenor  “Philippe Jaroussky”’nin dramatik sesiyle evreni kapladı. 

Bahçede oynayan çocukların sesleri, müziğin sonunda çırılçıplak kaldı. Bağıra çağıra tartışıyorlardı. Üstelik patlak bir topu paylaşamıyorlardı. 

Hızla doğruldu terliklerini giydi, ayağa kalktı. Çekmeceden bozuk paraları avuçladı.

Önce soldaki perdeyi sonra solgun tülü sola kaydırdı. Pencereyi açarak; “ gidin kendinize yenisini alın” diye seslendi ve parayı çocuklara doğru fırlattı. Öylece durup baktı çocuklar,  sonra dağılan paraları topladılar. Bakkala doğru koşarken “deli bu şair, deli” diyerek gülüyorlardı. 

Denizlikteki fesleğeni, küçük bir çocuğun saçlarıyla oynarcasına avuçladı. Elini burnuna doğru götürerek kokusunu içine çekti. Yüzündeki bütün çizgileri derinden kıpırdatacak şekilde gülümsedi. Pencereyi kapattı, önce tülü sonra perdeleri çekti, yatağına döndü…

Papyon Tayfun TÜRKKAN

“The Irishman”

The Irishman / İzlenim

Netflix’e ve yapımlarına hep mesafeli durmuşumdur. Ana Akıma doğru ilerleyen Yeni Medya’nın dev markalarına dikkat etmek gerekir. Bu başka bir yazının ana konusu olur. Şimdi kısaca taze taze The Irishman le ilgili;

Martin Scorsese‘nin Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci, gibi yazmakla bitmeyecek derecede değerli bir oyuncu kadrosuyla, 140 million USD ‘a ürettiği bir Netflix Filmi.

Sinemanın Kahramanları Yeni Medyada… 🙂

Hemen süresini konuşuyor herkes filmin. Çünkü 3 saat 29 dk. See full cast & crew una bir göz atın. Bu oyuncuları yan yana getirin kamerayı karşılarına koyun yeter. Yetmez mi?
Süre beni hiç ürkütmedi. Öyle koyu bir Scorsese hayranı da değilim. Ama bu insanlar bir araya gelip ya da getirilip bir proje yapılıyorsa bilmek sorumluluktur. Beğenip beğenmemek değil mesele. Bu yapımın ne dediği? ile ilgiliyim ben. Sinema nereye gidiyor? Netflix’in gücü artıyor mu? 1950’ler de geçen bu Çağdaş Amerikan Efsanelerinin alt metinleri neler? Tam da “süper kahramanlar” sineması hayran kitlelerini hayal kırıklığına uğratmaya başladığı yıllarda. Eski sinemacılar Internet üzerinden bir atak yapıyor sanki. Yakın bir geçmişte Scorsese de Marvel Yapımları ile ilgili dikkat çekici bir röportaj vermemiş miydi? ” Marvel Filmleri Sinema Değil” — dedi ve ekledi; “yeni bir sanat formu”
Ben uzun zamandır söylüyorum da Oscar’ım yok 🙂 Süper kahramanların, anti hero’lara kaptırdığı tahtı Amerikan Mafyatik Kahramanları geri alabilecek mi? Yoksa bölüşüyorlar mı? Seyirci nerede ve neyle ilgileniyor? Sinema salonları yerine cep telefonunudan bile izleyebileceğin 140 Million USD bütçeli şöhretlerle dolu yapımlar. Sinema sektöründe biliriz yapım bütçelerini. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama bir film daha çekilirken bütçesi ile oyuncuları ile pazarlanmaya başlar ve bitince; çoğu zaman yüksekliği ile, kimi zaman da imkansız denebilsin diye düşüklüğü ile gündeme gelir.

Kısaca özetlemek gerekirse, büyük bütçe, büyük oyuncularla pahalı bir pazar kahvaltısı. Ya da ustalar tavla oynamış…