YENİ NORMAL’de Müzisyenlerin Bugünü ve Yarını – Görkem Aytimur’la söyleşi.
Çok sevdiğim Arkadaşım Gorkem Aytimur‘la Yeni Normal ve Müzisyenlerin Bugününü, Yarınını Konuştuk. Biz keyif aldık, umarım sizde dinlerken keyif alırsınız.
Tayfun Türkkan’la “Kehanetler ve İnternet” YMR 12.Böl
Gündem öyle yoğun, öyle hızlı o kadar acımasız ki, inanın yetişemiyorum.
Covid-19 pandemisi nedeniyle devam eden üzüntülerimiz, endişe çukurları, korku okyanusları, huzursuz ve tedirgin eden belirsizlik, ekonominin hali, adalet eşitsizlikleri, derken gelin Internetin, Yeni Medya’nın Yeni Normal’deki Rolüne bakalım.
Amerika’da George Floyd’un bir polis memuru tarafından acımasızca katledilmesi ile başlayan ve dünyaya yayılan protestolar, kafası karışmış, evrimini zorlayan insanlar. Bir yandan uzay çalışmalarında çarpıcı, hatta şoke edici gelişmeler. (Space X ve ISS)
Twitter Thrump kavgası.
Anonymous sahalara döndü ve bir kaç darbe vurdu bile.
Büyük bir kaos dijital dünyaya da hakim.
Eh tabii ki “YENİ NORMAL” böyle bir şey olacaktı ama biliyor musunuz bu günleri yıllar önce (66) gören ve bugün yaşadıklarımızı detayla anlatan biri var.
Nostradamus Yok bunu kastetmedim…
Baba Vanga Bu da değil Matrix Oracle – Movie Matrix Filmindeki o kahin sahnesini bilmeyeniniz yoktur. Neo Kahin’le buluşur hani, ben burada kırılan vazoya üzülürüm hep.
Öngörüler algımızı şekillendiriyor mu dersiniz? Duyduğumuz kehanetler düşüncelerimizi etkiliyor mu? Kaderimizi değiştirebilir mi kehanetler? Geleceği öngörmek isteriz hep zaten ya geçmişte ya da gelecekteyizdir. Burç yorumunuzu nereden okursunuz? Ay tutulunca siz kime tutunursunuz? Fal bakan botlarla karşılaştınız mı? Olacakları önceden bilsek ne değişirdi. Geleceği görebilmek nasıl bir şeydir acaba? Şimdiyi, doğru anlayabiliyor muyuz? Bize gerçekleri kim nereden gösteriyor?
Yeni Medya’da eriştiğimiz bilgilerle geleneksel medya da gördüklerimiz arasında ne farklar var? Sosyal Medya olmasaydı George Floyd dünyada bir sembol olabilir miydi? Farklı ülkelerden milyonlarca insanı sokağa çıkarabilir miydi?
Basılı ve tv medyasına göre “afrika kökenli insanlar yağma yapıyor” algısı hakim gibi değil mi? Oysa burada tam tersi, Yeni Medya’nın özgürlükçü ortamı mı? Her zaman güvenebilir miyiz?
Dikkatli olmalısınız,
Algınız açıksa, gücünüz ve sabrınız varsa gerçeğe yaklaşırsınız.
Bakın bir sosyal medya platformu olan Twitter koskoca Amerika başkanı Donald Thrump’ın başına nasıl da bela oluyor?
Daha 3 yıl önce Trump, Twitter kullanımını savunuyor:
‘Ben modern zaman Başkanıyım’ diyordu…
Amaaaa
80 Milyondan fazla takipçisi olan Trump’ın bir paylaşımı
“Bu medya, telif hakkı sahibi tarafından yapılan bir talebe yanıt olarak engellendi” ifadesiyle ulaşılmaz hale getirildi.
3 dakika 45 saniyelik bu videoyu kim şikayet etti twitter söylemiyor. (Yeni Medyada Telif hakları ve şikayet etme, son kullanıcıya söz hakkı konularını bir bölümde daha detaylı inceleyelim.)
Sakin bir müzikle; Trump’ın konuşmasını dinlerken G.Floyd’un fotoğrafları, protestolardan görüntüler, yanan binalar ve vandalizm sahneleri ile yapılmış bir propaganda videosu bu. Sözde barışçıl yürüyüşlerin ve polis memurlarının fotoğrafları ve videolarıyla süslenmiş bir kampanya filmi. Bu filme ulaşmanız mümkün ama ben onun yerine Kanada Başbakanı Trudeau’nun Trump sorusundan sonraki sessiz 21 sn’sini de içeren gerçekçi yanıtını izleyin. Linki, videonun altına ekliyorum https://www.youtube.com/watch?v=LHBO2DfUv5E
Neyse, sonuçta twitter Trump’un kampanya videosuna erişimi engelledi.
Amerika başkanının bir paylaşımını engellemek? Vay be…
Eh bunun üzerine de, Trump; esti gürledi tabii. Kapatırım dedi. 🙂
“Cumhuriyetçiler, sosyal medya platformlarının muhafazakarların sesini kıstığını hissediyor. Biz bunu sıkı bir düzenlemeye alacağız ya da bunları kapatacağız. Bunların yapmaya çalışıp başarısız olduklarını 2016’da gördük. Bunun çok daha sofistike bir versiyonunu yapmalarına izin vermeyeceğiz” dedi.
Geçen ay da, Twitter, Trump’ın seçimlerle ilgili bir paylaşımına “uyarı” vermişti. Trump’ın oy pusulaları ile ilgili halkı yanılttığını söylemişti. Tweet’ler altında, artık kullanıcıları doğru bilgilendirmeye yönlendiren ve Trump’ın asılsız iddiaları hakkındaki gerçek kontrolleri ve haber öykülerini içeren “Mail-in oy pusulaları hakkındaki gerçekleri öğrenin” yazan bir bağlantı var. Ayrıca “şiddeti yücelterek platformun kurallarını çiğnediği gerekçesiyle de sert bir şekilde yine Amerika başkanını uyardı.
Şimdi muhalefet böyle bir şey. Bakın Amerika başkanı’nın başına bela olan yaramaz bir çocuk gibi Jack Dorsey’in twitter’ı bir sosyal medya platformu. Twitter üzerinden bazı ünlülerin de Trump’ı ağır eleştirdiklerini biliyorsunuzdur. Twitter buna izin veriyor. Yaramaz çocuk 🙂
Uslu çocuklar da var elbette, “etliye sütlüye karışmam” diyen Zuckerberg ve Facebook’u Trump’a karşı hayli esnek ve toleranslı davranıyor ve bu nedenle de ağır eleştirilere hedef oluyor.
Yeni Medyanın Gücü,
Bu platformların kitleleri nasıl etkilediğini, nasıl yönlendirdiğini, nasıl birden sokaklara döktüğünü…. Görüyorsunuz değil mi? Dünyayı değiştiriyorlar desek yeridir. Artık devletlerin karşısında ya da yanında protestocular ve dev yazılım şirketlerinin yönetici sahiplerini görüyoruz. Bill Gates, Mark Zuckerberg, Jack Dorsey, Larry Page, Elon Mask, Elon Mask demişken Elon Mask bir süre twitter’da yokum dedi. Bir şeyler paylaşmıyor ama bazı içerikleri beğeniyor. Stalker mod’a geçmiş 🙂 space x’in astronaut taxi bu bölüme sığmadı, uzaktan çalışma derken uzaydan çalışmaya harika bir örnek, ISS de astronotların yaşamları. Nasıl eğleniyorlar inanamazsınız…uzaktan çalışmanın dibi ya da tepesi 🙂 Bilime katkıları inanılmaz. Uzaydan 🙂 Onlar da internetten yararlanıyorlar hem de nasıl… Yeryüzünde protestocular alternatif iletişim platformlarını kullanarak bilrbirleriyle bilgi alışverişi yapıyor, şaşırtıcı şekilde organize oluyorlar. Aşağıya bir link daha ekliyorum izleyin derim. Bir yandan sosyal mesafe önerisinin fısıltı gibi kaldığı sokakta insanların iç içe direndiğine şahitlik ediyoruz diğer taraftan da
uzaktan çalışmanın herkesi hayrete düşüren yeni gerçeklerden biri olduğunu öğreniyoruz. Uygun iş ve iş gruplarında verimliliği artırıp bir de tasarruf ve olumlu çevreci etkiler sağlıyor. Ancak insan insandan uzak ne kadar mutlu olabilir… Siz en son kime sarıldınız?
Amerikalı astronatlar Robert Behnken and Douglas Hurley ISS’e vardıklarında onları karşılayanlarla nasıl kucaklaştılar dikkat ettiniz mi? Hatta Douglas kavuşma heyecanı ile başını vurarak uzaydaki ilk kazasını yaşadı. Bizi uzaya götüren akıl ve bilimin Covid-19 karşısındaki çaresizliği dilemması ile boğuşuyor akıllarımız elbette. Gittikçe eski gerçeklerden uzaklaşıyoruz sanki, uzaklaştıkça evde kal, internnetten al derken, eve hayatı sığdırabilenler eve değil dünyaya sığmayanlar. Korkarım bu salgın tamamen geçse bile yeni normal de sosyal mesafe bir süre bizi zorlayacak ve bir kehanette bulunayım, ayna dünyada daha çok vakit geçireceğiz. Kehanet demişken videonun başında sözünü ettiğim yıllar önceden bugünü tıpatıp anlatan kişi çoğunuzun çok iyi tanıdığına emin olduğum
Arthur C. Klark ya da “Sir Arthur Charles Klark” İngiliz Şövalyelik nişanına sahip, mucit ve bilimkurgu yazarı. 1917 de doğmuş 2008’de aramızdan ayrılmış. Benim de hayranı olduğum büyük sinemacı Stanley Kubrick’le birlikte “2001 Space Odyssey” filminin de senaryosunu yazmışlar. Sizi biraz A.C Klark’ın öngörü ya da kehanetleriyle başbaşa bırakayım.
İRLANDA’nın başkenti Dublin’den Sosyal Medya Uzmanı Baran Aktas’la, Covid-19 Pandemisi sonrası Irlanda’da Yeni Normal ve Uzaktan Çalışma’yı Konuştuk. Çok çarpıcı ve keyifli bilgiler var dilerim beğenirsiniz.
“YENİ NORMAL” EV mi OFİS mi? UZAKTAN ÇALIŞMA
İyi bayramlar, bugün 24 Mayıs 2020 evlerimize sığınıp sığdırdığımız hayat eskiden belirlediğimiz takvime göre ilerlemeye devam ediyor. Bende eskiden olduğu gibi, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperek hepinize şeker tadında harika bir bayram diliyorum. Eh biliyorum “nerede o eski bayramlar?” diyorsunuz.
Anlıyor ve ekliyorum; “Nerede o eski normaller?” Eskiden evlerimiz, işten döndüğümüz, dinlediğimiz, ailemiz ve sevdiklerimizle birlikte vakit geçirdiğimiz mekanlardı şimdi çoğumuz için internet aracılığı ile işimizi de yaptığımız ofislere dönüştü. Nerede o eski ofisler? Değil mi?
Ofis, bir işletmeyi veya bir hizmeti yönetmek üzere organizasyonel faaliyetlerin yapıldığı alandır. Bu alan birkaç metrekare olabileceği gibi yüzbinlerce metrekare de olabilir. Ofis binaları amaca uygun olduğu sürece her yerde inşa edilebilir.
Ofis kelimesi, Latince Oficcium dan geliyor. Antik Roma’da,
bir yerden çok, bir grup yönetici insanı ve çalışmasını anlatıyordu. Yani o zamanlarda ofislerin duvarları yokmuş. Bir tür mobillermiş. Klasik antik çağda ise; ofisler çoğunlukla bir saray ya da bir tapınağın parçası. Genellikle parşömenlerin tutulduğu ve din bilginlerinin çalıştığı oda. Bilim insanları, yöneticiler, arkeologlar, yazarlar ve şairler de bu odalarda çalışmaya başlıyor. Ve biriken yazılar artık duvarları doldurup kütüphaneleri oluşturuyor. Ortaçağda muhasebe hesapları ve diğer idari işler için daha fazla meslek gurubuna ofis gerekiyor. 15 YY ‘da artan nüfus nedeniyle; kilise, hükümet / askeri ve ticaret kullanımları arasında bir ayrım gelişiyor. Kraliyet Donanması ve Doğu Hindistan Şirketi ilk ofis binalarını ve 1726 ‘da yapılan Ripley Building ile bugünkü modern ofislerin temelleri iyice sağlamlaşıyor.
Bugünün ofisleri neye benziyor? Covid 19 Pandemisinden hemen öncenin o göz kamaştıran ofisleri.
Örneğin-görsel “Googleplex yerleşkesi 300.000 m2;
Intel milyonlarca metrekarelik ofis alanına sahip.
IBM ya da Microsoft’un ofisleri ve daha nice şirket
yüzbinlerce metrekarelik alanlar kullanıyor. Sadece yazılım şirketleri değil diğer şirketlerde çalışanlarını organize halde bir arada çalıştırmak için milyonlarca dolar harcıyor.
Intel son iki yılda 1.000.000 m2’lik ofislerini daha eğlenceli hale getirmeye çalışıyor renovasyonlar yapıyordu. Duvar renklerinden ofis mobilyalarına kadar yapılan değişiklikler yalnızca kozmetik amaçla yapılmıyordu elbette.
Amaç inovasyonu teşvik etmek ve insanların gruplar halinde verimli bir şekilde çalışabilmesini sağlamaktı.
Intel’in 3 Milyon m2’lik ofislerini denetleyen kurumsal hizmetler direktörü,
Neil Tunmore, yapılanların yetersiz kaldığını bile söylüyordu.
Ofisleri cazip hale getirmeye çalışanlar varken, diğer taraftan; Emlak uzmanı
Jones Lang LaSalle, “çalışanlar daha mobil hale geldi ve masalarına daha az bağlılar, Amerika’da çalışan başına ortalama alan, 1985 yılında 400 metrekareden 250 metrekareye düşmüştü bugünlerde 150 metrekare” diyor.
Yine Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, şirketler yaklaşık 13 milyon m2’ lik alanı kiralamaktan vazgeçiyor. Çalışanların da uzaktan çalışmaya istekli olduklarını düşünen şirketler böylece ciddi bir tasarruf sağlayacaklar.
Hatta Deloitte Sanfransico’da
12 Milyon dolar tazminat ödeyerek kira sözleşmesini 5 yıl önceden bitirdi.
AT&T de bu yolla tasarruf ettiklerini söyleyen büyük şirketlerden.
Şimdi Pandemi iş dünyasını hızla köklü değişikliklere zorluyor.
Uzaktan Çalışma – Uyanış mı? Yoksa kötü bir rüya mı?
Bazı büyük kurumlar ve şirketler, özellikle dijitalleşme endeksi yüksek oalnlar esnek çalışma saatleri, uzaktan çalışma gibi yöntemleri zaten kullanıyordu.
Ülkemizde de örnekleri az olsa da var.
Evden Çalışmak ile uzaktan çalışmak kavramlarını da karıştırmayalım.
Eylem çalışmak, değişen alan. Çünkü çalışma alanları sadece ofisler ve şimdi olduğu gibi evlerle sınırlı değil. Ofis tanımı da eski tanımına benzemiyor. Her yer ofis olabiliyor. Hızla küreselleşen dünyada İnternet’in yaygınlaşması ile zaten uzaktan çalışma kaçınılmazdı. Hani her yerdesiniz ama hiçbir yerde değilsiniz diyen bir kavramdan söz etmiştim “Ubiquitous” hatırladınız mı? Her yerden çalışmak da var mıdır? Vardır.
Pandemi nedeniyle iki aydan uzun bir süredir, kitlesel evden çalışma deneyi yaşanıyor. Covid 19, birçok işletmeyi konfor alanından çıkmaya zorluyor ve onları, çağa uyumlanmaya ve yazılımlara yatırımlar yapmaya itiyor.
Morgan Stanley ve Barclays gibi tipik finansal şirketler bile dijitale adapte oluyorlar. Daha önce uzaktan çalışmayı engelleyen güvenlik sorunlarına çözümler buluyorlar. Bu gibi şirketlerin birçoğu durumun çok korkutucu olduğunu,ama aynı zamanda çalışanlarının aslında daha üretken olduğunu fark etti.
Bazı analizler; çalışanların daha uzun mesai verdiklerini gösteriyor. Çocuklar okula döndüklerinde üretkenlik artışının nasıl olabileceğini hayal edin.
Şimdi, ekonomik durgunluğu değerlendiren yatırımcılar maliyetleri düşürerek hayatta kalma moduna geçiyorlar ve ofis alanı için büyük sabit giderler de ilk tasarruf kalemleri gibi görünüyor.
-Salgın başladığından bu yana, Google’ın ana şirketi Alphabet, iki milyon metrekareden fazla ofis alanı anlaşmalarından geri çekildi.-
Nation Wide CEO’su Kirt Walker bir açıklamasında
“Teknolojik yeteneklerimize yıllardır yatırım yapıyoruz ve bu yatırımlar sayesinde % 98 oranında evden çalışma modeline hızlı bir şekilde geçtik.” diyor.
Neymiş teknoloji yatırımı?
2022 Yılına kadar işlerin normale dönmeyeceği konusunda hemen herkes hemfikir.
Öyleyse ofis kiraları düşüyor mu? Amerika için; Newmark’ın üst düzey yönetici müdürü ve ulusal araştırma başkanı Alexander Paul,
“elinizde henüz ofis kiralarının ne kadar düşeceğini belirlemek için yeterli veri yok” diyor ama yakında önemli ölçüde değişeceğini de bildiklerini ekliyor.
Kiralar tarihsel olarak ekonomik gerilemelere tepki vermede yavaştır.
Uzmanların ortak görüşü orta; vadede kiraların düşüşe geçeceği yönünde.
Amerika’da Rekor işsizlik, benzeri görülmemiş bir ekonomik kriz ve uzaktan çalışma uyanışı ile, 2.5 trilyon dolarlık ofis emlak piyasası yatırımcıları çok endişeli ve onlar gibi başka sektörlerden de birçok şirketin hala çok azı bir değişime hazır.
Birçoğu, SARS, deli dana hastalığı ve 9/11’den sonra endüstrinin yaşayacağı söylenen ama gerçekleşmeyen kıyamet kehanetlerine işaret ediyor. Hatta “düşündüğümüzden daha çabuk unutuyoruz. 11 Eylül’den sonra, kimsenin tekrar yüksekte olmak istemeyeceği varsayılıyordu” diyorlar.
Cushman & Wakefield’ın bir raporuna göre, ofislerde kişi başına düşen alan 2009’dan bu yana yaklaşık% 8 küçüldü ; sosyal mesafe kuralının bunu tersine çevirebileceğine dikkat çekiliyor.
SquareFoot CEO’su Jonathan Wasserstrum, ikinci çeyreğin şirketi için
“çok kötü olacağını” kabul etmiş.
Ancak “Ofisin ölme ihtimali% 0’dır” ve bugünkü durum uzaktan çalışmanın uzun vadede daha iyi olduğu anlamına gelmez.” diyor.
Cushman & Wakefield‘ın üst düzey yönetici müdürü Bryan Berthold. “Bence dengeli bir denklem olacak. Daha rahat bir yoğunluğa sahip olacağız, ancak alanda daha az insan olacak ”diyor.
Gayrimenkul yatırım şirketi CBRE‘nin kıdemli ekonomik danışmanı olan Spencer Levy, teknoloji endüstrisinde bazı şirketlerin esnek çalışma modelinden uzaklaşmaya başladığını söylüyor. Ancak, Pandemi ile birlikte birden bire insanların çalışmak için bu alanlara ihtiyacı olmadığını fark ettiklerini de kabul ediyor. Yine de O, insanların bir arada çalışmayı isteyeceklerine inanıyor.
IBM’in çalışanları 2017 ofislere geri çağırma nedeni; “insanlar bir araya gelip etkileşimli çalıştıklarında daha üretken oluyorlar” düşüncesi.
Yanlış da değil. Belli gruplar bir arada çalışmalı. Bu nedenle Silikon Vadisinde çoğunlukla bilişim sektöründe çalışan onca; yazılım, bilişim, tasarım,şirketleri gibi daha yaratıcı işlerle uğraşanlar için o kadar eğlenceli ofisler tasarlandı.
Bu ofisler İnovasyonu destekliyor.
Grup halinde ve rahat mekanlarda yapılan görev odaklı çalışmaların;
verimliğiliği, özgün tasarımı, üretimi, yeni çözüm fikirlerini artırdığı biliniyor.
Bazı uzmanlar bir araya gelip çalışmalı evet, ama her görevde buna gerek yok. Üstelik bu ortak çalışmaların da eskisi gibi olması gerekmiyor. Bazı iş dalları bazı uzmanlar, evet belli sıklıkla bir araya gelecekler gibi ama o eski klasik 9-6 ofis mesaisi aslında Covid-19 dan çok önce değişmeye başlamıştı.
Silikon Vadisindeki yazılım şirketlerinin ofislerinin çok ilköğrenim öncesi çocuklarımızı götürdüğümüz kreşlere benzeyen, neşe vaad eden mekanlar olduğunu söyleyebiliriz. Baksanıza hayal edebileceğiniz her tür eğlenceli şey var.
Sanki çalışmak yok. Ya da eğlenerek verimli çalışma var. Değişen çalışma disiplinleri ve alışkanlıkları, yenilikçi ve daha serbest, özgürlükçü bir anlayışla, yatayda organize olan ve ilgi çekici büyük vaatleri olan ofisler inşa edildi. Artık bölgede neredeyse yazılım şirketlerinin tamamı benzer durumda. Bu dünyaya da yayıldı.
Yeni Normal’de hybrid çözümler bulunacak gibi. Ortak alanlar, kişisel çalışma alanları, buluşma, toplanma alışkanları değişecek. Yeni çalışma alanları, yeni çalışma mobilyaları yaygınlaşacak. Yeni yazılımlar konuşulacak. Bir başka bölümde anlatırım. Çoğu çalışan da artık kalabalık ofislerde bir masanın başında saatlerce mesai vermeye hevesli değil. İşveren de o kadar insan için yüksek giderlere katlanmak istemiyor.
Ortak bir nokta aranıyor şimdi. Uzaktan çalışmak hem çoğu şirketin hem de çalışanların tercihi gibi görünüyor. Çalışanlar saatler süren yolculuklardan kurtuluyor. Trafik rahatlıyor, Dünya daha az kirleniyor. Çalışanlar ulaşımdan kazandıkları zamanı daha iyi değerlendirebiliyor. İşverenler, sadece kira giderlerinden değil, ofis giderlerinden, ulaşım, yemek, ikram ve ağırlama gibi bir çok kalemde tasarruf sağlıyor.
Bunları Ofis hayatı yaşayanlar için söylediğimi unutmayın, bazı işler elbette evden yapılamaz. Bir grubun trafikte olmaması bile işyerinden çalışmak zorunda olanlara bir rahatlık sağlıyor.
Görünen o ki, haftada birkaç gün ofislerde, kalan sürede de evden çalışılacak büyük bir çoğunluk var.
Yeni Normal’in Uzaktan Çalışma Disiplini için aklıma gelen basit bir kaç öneri;
Beyaz (Dijital) Yaka – Çalışanları için;
- Öncelikle; Bu dönemin sonsuza dek böyle gideceğini düşünüp ümitsizliğe sürüklemeyin. Bugünlerin size kazandırdığı yeni bilgi ve tecrübelerin ileride işinize yarayacağını düşünün.
- Yeniliklere açık olun.
- Ben evden çalışmaya yatkın değilim! demeyin, ezberleri bozma zamanı. İşinizi bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve tarayıcı-yazıcı ile yapabiliyorsanız kendinize evde bir çalışma alan yaratmaya başlamalısınız. Ofis Mobilya Tasarımcılarının yaratıcı çözümlerini inceleyin.
- Planlı olun. İşe başlama ve bırakma saatinizi belirleyin.
- Mola vermeyi unutmayın.
- Kendinizi kanıtlamaya değil, işinizi iyi yapmaya odaklanın.
- İş – Yaşam dengenizi yeniden değerlendirin.
- Saatlerce masa başında hareketsiz oturmayın egzersizler yapın. Buna zaman var.
- Sektörünüze ilişkin yenilikleri takip edin.
- Yazılımları daha etkin kullanmaya çaba gösterin. Yazılım sorun çözmek içindir.
Beyaz Yakalı Ofis Çalışanları olan İşverenler;
Ülkemizde de bu Yeni Normal’i anlamaya ve gerekli hamleleri zamanında yapan güçlü markalar var. Hevesle ve takdirle takip ediyorum.
Ancak bazıları hala şaşkın bir şekilde gelenekselci yaklaşımlarıyla her şeyin eskisi gibi olacağını düşünüyor. Oysa; Yeni Normal ona uyum sağlayabilen ve ortak üretime katılanlarla kurulacak.
Akıllı yatırımcı zamanın ruhunu iyi okur. Esnektir ve hızlı hareket eder.
- Yeniliklere açık olun.
- Ofis giderlerinden sağladığınız tasarrufları; ihtiyacınız olan yazılımlara,
ve dijital alt yapınıza yatırım yaparak değerlendirin. - Sektörünüzle iligli her yeni bilgi ve araştırma sonuçlarını iyi takip edin. Siz takip edemiyorsanız, danışmanlık alın.
- Yatay organizasyonlara yönelin ve Yönetimde şeffaf olun.
- Yeni Normale uygun iletişim, pazarlama, satış stratejileri hazırlayın.
- Yapılan araştırmalar çalışma sürelerinin uzadığı yönünde “evde ne kadar çalıştığını bilemiyorum ki?” diye endişe etmeyin. Çalışanlarının performanslarını değerlendirmek için, yararlanabileceğiniz yazılımlar var.
- Dijitale hak ettiği yeri verin uyumlanmaya çalışın.
Örnekse; En ucuz web sitesini yaptırmak için uğraşmayın,
en doğru web sitesini yapmaya çalışın.
- Dijital medyada reklam ya da iletişim stratejilerinin önemini kabul edin.
- Dijitaldeki varlığınızı değerlendirin.
Nasıl algılandığınız ne yaptığınız kadar önemli.
- Kurumsal Kimliğinizi yenileyerek iletişim stratejizini dijitale taşıyın.
- Moda oldu diye bir yazılım almayın. Sizin için en doğru yazılımları araştırın. Hazır yoksa, geliştirilmesi için, tasarım ve yazılımcılarla iletişime geçin.
- Mümkünse yeni fikirlere yatırım yapın, yeni çözüm arayışlarını destekleyin.
- Dijitalin sunduğu iletişim gücünü ve yazılımları daha etkin kullanmaya çaba gösterin. Yazılım sorun çözmek içindir.
Dövünenlerden değil, övünenlerden olmanız dileğiyle…
Uzaktan çalışmanın bütün avantajları sizinle olsun Sendromsuz pazartesiler,
Sağlıklı kalın …. Hoşçakalın.
Tayfun Türkkan’la Yeni Medyanın Ruhu Böl: 10 “Yankı Odaları & Ubiquitous”
Merhabalar tam da size Yankı Odalarını anlatacağım bölümde, yine evlerimize kapandık. Yankı yı anlamak için gayet uygun bir atmosfer…
“Yankı ya da eko, akustikte bir sesin belli bir süre sonra duyulan yansıması. Yankının tipik örnekleri bir kuyunun içinden, bir binadan ya da boş bir odanın duvarlarından gelen yansıma sesidir. Yankı için kullanılan eko isminin kaynağı Yunan mitolojisinde’ki Ekho karakteridir.
Ekho, bir Nemf. Hakkındaki hikâyeler, rivayetler çeşit çeşit en yaygın olan bir tanesi de şu;
Zeus ara sıra yeryüzünde Nemflerle çapkınlık yaparmış. Zeusun karısı Hera bir gün peşine takılmış kocasının. Suç üstü yaptığı sırada, çokça konuşarak Zeus’u korumaya çalışmış Ekho. Ancak Hera gerçeği anlamış ve Ekho’yu diğerlerinin son sözlerini tekrarlamak lanetiyle cezalandırılmış. Bu yüzden Ormanda ava çıkan ve görür görmez aşık olduğu Narcissus’a aşkını söyleyememiş Ekho. Narkisos’un dediklerini de tekrarlamış durmuş. Ama aşk sözle bilinmez yürekle hissedilir diyerek, mitolojiden günümüzün yankılarına dönelim mi?
Yankı’nın ne anlama geldiğini hepinizin biliyorsunuz zaten. Benim şimdi anlatacağım “Yankı Odaları” internetteki dünyamıza dair.
Basitçe İnternet Ortamında kendi düşüncelerimizin çarparak bize geri dönmesi. Ya da , kendi gürültümüzde sağırlaşma durumumuz diyebilirim.
Özetle; dijital dünyada kullanıcıların sadece kendi görüşlerini destekleyen benzer fikirleri takip etmesi ve karşıt görüşlerden haberdar olamamaları “Yankı Odaları” oluşturur. Bu da özgürlükçü ve demokratik bir ortam olduğunu varsaydığımız internet dünyasının algoritması nedeniyle darlaşması ve kısıtlamasına yol açar. Öyleyse Yeni Medyanın karşıt görüşlerin de rahatça dolaşımda olduğu kamusal bir alan savını sorgulamamız gerekir.
Şöyle düşünün, internette bir gazete okuyorsunuz, takip ettiğiniz yazarlar var ve onların görüşleri belli fikirleri savunuyor, sizinle de aynı fikirdeler tamam sorun yok gibi görünüyor. Ama unuttuğunuz bir şey var, karşıt görüşlüler. O yazarlar ya da düşünce insanları ne diyor?
Covid-19 Pandemisi ile ilgili durumda da benzer şeyler söz konusu olmadı mı? Mesela bazı Dr.’lar kelle paça ile korunmayı savunurken, bazıları maske takın ve sosyal mesafeye uyun diyorlar. Eğer siz “bize bir şey yapmaz” diyen figürleri takip ediyorsanız, bağışıklığınız güçlenmiyor olabilir. Farklı düşüncelere uzaklaştık mı yoksa? Bu biraz da kaçış mı? Psikolojiye göre insanlar kendi tipolojilerindeki insanlarla daha yakındır, hatta yaşam alanları da benzer fikirlerdeki insanların bir arada olmasıyla şekillenir.
Diyelim ki Futbol sporunu seviyor ve bir takımı destekliyorsunuz. Rakip takımın transferlerini de takip edersiniz değil mi? Ya da para biriminin diğer para birimiyle ilişkisini tek bir ekonomistten dinlerseniz ne olur? İşsiz kalmadan işsizlerin halini düşünmez misiniz?
Arkadaş çevrenizi sosyal medya hesaplarından takip ederken bile, listenizdeki bazılarının paylaşımlarını görmeye başlarsınız sık sık. Bunu özellikle Facebook’da ve onun İnstagram’ında çok nettir. Hep aynı kişileri öne çıkartıp durur algoritma. Sınırlı sayıda bildirim. Özelleşmiş kişiselleştirilmiş, içerik akışı. Aman dikkat. İnanın herkes eğlenip cafe gezmiyor, sizin beğdiğinize yakın şeyleri beğenip, sinir olduğunuz şeylere sinir olan insanların eko’larıyla birlikte bir odanın içinde olabilirsiniz. Acaba bu kendimizi engellemeye varır mı?
Size “Son Kullanıcı” yı anlatmaya çalıştığım ve Yung’un Persona kavramından söz ettiğim şu bölümü izlemediyseniz izleyin derim. Çünkü bölümler birbiri ardına bir bütünü oluşturuyor.
Sadece sınırlı sayıda eş dost için çalışmaz tabii algoritma. Bunu neden söyledim? facebook’ta 1000 arkadaşınız vardır ama siz 25’inin paylaşımlarını görürsünüz. İnstagramda yüzlerce kişiyi takip edersiniz ama o hep belli kişilerin, hikayelerini ya da paylaşımlarını öne çıkarır. Aynı fikirler, aynı haberler, aynı kaynaklar, aynı yankıları doğurur. Böylece Mitolojideki Ekho Nemf’i gibi sizde duyduklarınızı tekrar eder bir hale gelirsiniz. Çünkü bazılarını beğenip, bazılarını engellediniz. Bunada da “Filtre Balonu” diyor uzmanlar. İstemediğiniz şeyleri filtreleyebilmeniz de iyidir ama bu kutuplaşmayı artırır. Hatta “Bazı araştırmacılar kişiselleştirilmiş haber akışı teknolojilerinin yayılımı nedeniyle vatandaşların bilinçli kararlar almak için gerekli bilgilere maruz kalmayacağı endişesi taşımaktadır.” diyor eski Gazi Üniversitesi, şimdiki adıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden araştırma görevlisi doktor Bilge Narin. Videonun açıklamalar kısmında paylaştığım makalesini mutlaka okuyun. Kişiselleştirilmiş Haber İçeriklerinin algoritmasını harika anlatıyor. Ayrıca; İletişim Ansiklopedisi’nde Cem Yaşın & Can Cengiz makalesini Murat Soydan’ın Yankı Odaları, Filtre Balonları ve Düşünce Ekosistemleri isimli yazıları da güzel örnekler. Linkler videonun altında açıklamalar bölümünde.
Yankı Odalarını ve Filtre Balonlarının kolayca oluşmasına ve bizi nasıl etkileyebileceğine dair bir örnek daha vereyim.
Diyelim ki melankolik yıkık bir anınızda Facebook’a Twitter’a ya da
Instagram’a belki Thumblr’a “yalnızlık” la ilgili bir anahtar kelime, ya da kelime grupları yazdınız. “Çok yalnızım” hızla kendini sizin gibi yalnız hisseden insanların paylaşımlarına erişeceksiniz. Artık yalnızlık yankısı içindesiniz hoşgeldiniz. Kendi hıçkırıklarınızı dinlersiniz.
Neşelenin haydi algoritma ya da yapay zeka kötü niyetli değil. Ona ne yapacağınız öğreten bizleriz. Yapay Zeka (A.I) birçok şey yapar ama espri yapamaz diyorsanız? Onu da yaptı, yapıyor ve yapacak…
Beğendiğinize benzer içeriklerle ya da reklamlarla da aynı zeka sayesinde karşılaşırsınız. “Related Content” – ilişkilendirilmiş içerikler…diye çevirebileceğimiz, yeniden pazarlama kurgusu sayesinde. Beğendiğiniz ayakkabının reklamını Thrump’ın açıklamasını okurken görürsünüz? Ya da Covid 19 la ilgili bir son dakika gelişmesini okurken, altta üstte, yanda bir yerlerde sabah incelediğiniz mutfak robotu, ya da traş makinesi ile ilgili bir yazı çıkıverir karşınıza ve o sırada siz aslında Netflix’te bir dizi seyrediyorsunuzdur. Anneniz yanınızda akıllı telefonda oyun oynuyordur. Arkada whatsapp açıktır ve liseden arkadaşlardan tutun da, her dakika birbiriyle alakasız içeriğin paylaşıldığı bir çok grup vardır. Belki bazılarını sessize almışsınızdır. Dizide heyecanlı şeyler olurken, bir arkadaşınız mesaj atar ve siz elmanızdan ısırmak üzeresinizdir belki. Yani her yerdesinizdir ama aslında hiç bir yerdesiniz belki de… işte buna da “Ubiquitous” Kavramı deniyor, bizi empati yoksunluğuna sürükleyen bu Yeni Medya’nın yeni hali bizi dönüştürüyor ve Post Humana doğru sürüklüyor sanki. Ne sandığımız yerdeyiz, ne de olduğumuz yeri anlayabiliyoruz.
“Kendimde değilim, sanki yanımda oturuyorum”
Bazen sadece bir şey yapmalıyız bence tek bir şey ya da ne yapıyorsak ona odaklanmalıyız, onu hissetmeliyiz. Müzik dinlerken sadece müzik dinlemeyi denediniz mi? Araba falan sürmeden. Biriyle sohbet ederken sadece onunla sohbet etmeyi özlemediniz mi? Denizin kıyısında oturup, güneşi dalgaları, rüzgarı izlemeyi… telefona bakmadan.
Belki bir ağaca sarıldığınızı sadece o ağaç bilmeli. O an fotoğrafını çekip Instagram’da paylaşmaya çalışırken ağacı incitebilirsiniz. Siz de bunu ölümsüzleştirip sevdiklerinizle paylaşacağım telaşı yüzünden ağacın kokusunu alamazsınız. Ben şu ara çalışırken telefonumun internet erişimini kapatıyorum mesela. Onu eski akılsız haline getiriyorum. Tavsiye ederim işe yarıyor.
Bunu nasıl söylesem diye çok düşünüyorum, hatta çekiniyorum aslında ama sizinle daha iyi iletişim kurabilmemiz için gereklilik üzerine hatırlatıyorum. Bu içeriği beğendiyseniz, beğenmeyi, abone olmayı ve şu çanla hatırlatmayı açar mısınız? Ayrıca fikirlerinizi lütfen vidyonun altına yazın ki sizin ne düşündüğünüzü de ben bileyim.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bulaştıracaksanız mutluluk bulaştırın derim.
Sağlıkla kalın. Hoş Kalın…
Tayfun Türkkan’la Yeni Medyanın Ruhu Böl.9 Nomofobi & FOMO
Merhabalar, Bugün, Yine Sokağa çıkmak yasak. Ama yarın, berber ve kuaförler açılıyor. Deniz kenarında yürümek yasak ama AVM’ler açık. Bazı şehirlerden çıkmak yasak, ama sahil kentlerine tatile gidebiliyoruz. Risk grupları, 65 yaş üstü 20 yaş altı belirli zamanlarda refakatçilerle yürüyüş yapabilecek. Şimdi herkesin sözünü ettiği “Yeni Normal” böyle bir şey mi? Post Truth zamana uygun normlar bunlar olsa gerek. Peki, Corona virüs Pandemisi ve yol açtığı korkunç hastalık Covid-19 ne durumda? Tehlike bitti mi? Yetkin akıllara kulak verirsek pek değil. Kısa bir zamanda da geçeceğe benzemiyor.
Beden, Akıl ve ruh sağlığımızı nasıl koruyacağız?
Umarım Yeni Normali birlikte ve doğru şekilde buluruz… Dünya üzerindeki 7.7 milyar insandan 5.2 milyarı cep telefonu sahibi. Demiştim hatırladınız mı? Şimdi bu kadar insanın aynı tuvaleti kullandığını düşünün ya da aynı interneti …. Birbirini duymayan dinlemeyen ve anlamayan milyarlarca mobil bağımlısı insan…
Modern çağın yaygın anksiyete’si Dijital Çağda Nomofobi ve FOMO’ya evrildi.
Nomofobi : No Mobile Phobia, Yani basitçe, telefonsuz kalma korkusunun dört ortak teması vardır: diyor Dr. Marlynn Wei
- Diğer insanlarla iletişim kuramama korkusu
- Başkalarıyla bağlı kalamama korkusu
- Bilgiye anında erişememe korkusu
- İç huzurdan yoksun ya da akıllı telefon konforundan mahrum kalma korkusu.
Bir fobiyi bir korkudan ayıran nedir?
Korku; duygusal ya da fiziksel bir tehditle karşılaştığımızda hissettiğimiz normal ve gerekli bir duygudur. Korku sayesinde kendimizi koruruz. Ancak Fobi; uyaranla orantısız şiddetle beliren kaygı ve sıkıntı halidir. Üstelik kişiler çoğunlukla bu abartılı endişenin mantıksız olduğunu bildiği halde kendilerini engelleyemezler.
Araştırmacılar insanların akıllı telefonları, kimlikleri ve hatta bedenleri de dahil olmak üzere kendilerinin bir uzantısı olarak gördüklerini söylüyorlar.
Herhangi bir anksiyete bozukluğunda da olduğu gibi, Endişenin ne kadar şiddetli olduğunu anlamak için; işinizi, günlük faaliyetlerinizi olumsuz etkileyip etkilemediğine bakmanız gerekir. Ya da ailenizin, yakın arkadaşlarınızın bu sorunu fark etmesi üzerine de konuyu ciddiyetle düşünmek yararlı olabilir.
Nomofobi, telefonun iletişim ve bilgiye anında erişim için çok yararlı bir kaynak olduğuna inanmamız gerçeğinden de kaynaklanıyor. Aile, iş çevresi kısaca iletişimde olduğumuz insanların her an telefonla erişilebilir olmasını bekleriz? Bu da sosyal bir baskı hissettirir. Böylece akıllı telefonun elimizin altında olmaması durumu da aşırı endişeye yol açabilir.
Nomofobi, birçok insanın başkalarının sürekli olarak telefonun diğer ucunda bulunmasını veya e-postayla ulaşılabilir veya sosyal medyada düzenli olarak paylaşım yapmasını beklediği düşünceleriyle baskı yaratır.
Akıllı telefon uygulamalarının kullanıcı katılımını artırmak için son derece bağımlılık yapacak şekilde tasarlandığını biliyoruz. Dijital olarak bağlanma beklentileri, akıllı telefona duygusal ve psikolojik bir bağımlılık da yaratıyor.
Nomofobinin çok yakın arkadaşı FOMO / “Fear of Missing Out”
bir tür kaçırma korkusu.
2004 yılında Facebook’la birlikte FOMO da hayatımıza girdi. Ardından diğer sosyal ağlar FOMO’yu yani “Bir şeyleri kaçırıyorum” korkusunu iyice pekiştirdi ve yaydı. “Olmadığım bir yerde acaba başkaları ne gibi güzel deneyimler yaşıyor?” korkusudur FOMO.
Telefonun pili bitti, Eyvah! Neler kaçırdın? Kim bilir kim ne pişirdi? Ne yedi ne içti? Kimler evinde dans ediyor? Neşeyle müzik yapanlar? O Ona ne dedi? Coronavirüs le ilgili son rakamlar? Dolar ne oldu? Yarasa mı virüsten virüs mü yarasadan?
Corona’dan önce de, “Merve’ler nerede yemek yedi? Berkecan’lar nerede tatil yaptı? Onlar hangi oteldeler? Kimin nesi yeni? Şeyler nerede kayıyor? Ooo Yeni araba, yeni tablet, yeni mekan, yeni bir kahve, onda ne var? yeni hedonistik oyuncaklar? Derken yetişmek mümkün değil.
Dr. Mark Travers bir FOMO ölçümü hazırlamış;
- Başkalarının benden daha iyi deneyimler yaşamasından korkuyorum.
- Arkadaşlarımın benden daha güzel deneyimler yaşamasından korkuyorum.
- Arkadaşlarımın bensiz eğlendiğini öğrendiğimde endişeleniyorum.
- Arkadaşlarımın ne yaptığını bilmeyince endişeleniyorum
- Arkadaşlarımın “şakalarını” anlamam önemlidir.
- Bazen, olup bitenlere ayak uydurmak için çok fazla mı zaman harcıyorum acaba?
- Arkadaşlarımla buluşma fırsatını kaçırdığımda rahatsız oluyorum.
- Ben iyi zaman geçirdiğimde bunu sosyal ağlarda hemen çevrimiçi olup paylaşmam, hesaplarımı güncellemem gerekir.
- Planlı bir buluşmayı kaçırdığımda, rahatsız oluyorum
- Tatile gittiğimde bile, arkadaşlarımın neler yaptığını takip etmeye devam etmeliyim..
Diyor musunuz?
Kısaca genellersek, FOMO sağlıklı bir deneyim değil. FOMO’nun genel olarak ruh hali ve yaşam doyumu üzerinde olumsuz etkileri kanıtlanmış.
Nomofobi ve FOMO hakkında daha detaylı bilgi isterseniz ; vidyonun altında paylaştığım linklere bakabilirsiniz?
Peki ala; fobiniz varsa ya da sizde FOMO ne yapmalısınız?
Dr. Jonathan Fade Önce fobimizle yüzleşmemiz gerektiğine dikkat çekiyor.
Diyelim ki FOMO ya da Nomofobi olduğunuzu düşünüyorsunuz ve bu problemlerle yüzleşmeye karar verdiniz.
Hani bir önceki bölümde, Kumar bağımlılığı ile mücadelede Kumarhanelerin Fiziki erişimine yönelik önlemler alındığını söylemiştim. —- Uzmanlar telefonla aranıza fiziki bir mesafe koymanızı öneriyor.
Telefonunuzun pili bitince, her şeyin kaybolmadığını fark etmek için telefonunuzdan en az birkaç dakika uzak kalmak önemlidir. Telefon erişimi gerektiren belirli profesyonel durumlar ve kişisel yükümlülükleri bir kenara bırakarak, zihnin ya da telefonun uyaranlarına ne hızda yanıt verdiğinizle ilgili beklentilere makul sınırlar belirlemek sağlıklıdır. Bunu nasıl uygulamaya koyabilir ve bir akıllı telefona sahip olmama ya da anında erişememe konusundaki endişenizi nasıl azaltabilirsiniz?
İşte Dr. Marlyn Wei’den nomofobi ile savaşmanın bazı yaratıcı yolları.
Mesaj yazmak yerine bir mektup yazın.
Sabahları sosyal medyayı kontrol etmek yerine birkaç dakika derin nefes almayı veya meditasyon yapmayı deneyin
Kendinize telefonunuzdan uzak ve daha uzun süreli görevler verin.
Makul ve güvenli koşullarda pilinizin sıfıra düşmesine izin verin.
Her ayrıntıyı hemen aramak için telefonunuzu kullanmaya atlamayın.
Aileniz ve arkadaşlarınızla daha fazla yüz yüze zaman geçireceğiniz planlar yapın.
Kendi açımdan, sanal ortamımın etrafında hele de şu günlerde fiziksel duvarlar oluşturmanın çok zor olduğunu biliyorum. Ancak “Yeni Normal” dediğimiz ve hep birlikte inşaa edeceğimiz yeni yaşam biçimimiz için monitörlerle ilişkimizde bir fakındalık geliştimemiz de şart. Buna alışmak zor dediğinizi duyar gibiyim. Ama Tabletlere, Led TV’lere, Mutfak robotlarına, Akıllı telefonlara ne kadar kolay alıştık.
Hayatlarımızın sonsuz olmadığını çok yoğun hissettiğimiz şu günlerde hiç değilse seçici ve planlı olmalıyız diye düşünüyorum. Zaman yerine yenisini koyamadığım bir gerçek.
Öyleyse; eşlerimizle, Çocuklarımızla, sevdiklerimizde bir aradayken onlarla sohbet ederken, telefona bakmamaya çalışarak başlayabiliriz.
Bir sonraki bölümde “Yankı Odaları” ndan ve “Ubiquitous” kavramından söz edeceğim. Yeniden görüşene dek, sağlıkla kalın…
Bu içeriği beğendiyseniz,+++.Bir de abone olun ve şu alarmı açın ki yeni içeriklerden haberdar olun derim. Beğenmeyenler de— yapsın lütfen olumlu ya da olumsuz fikirlerinizi paylaşın.
Linkler:
Six Ways to Reduce Phone Separation Anxiety – Marlynn Wei M.D., J.D.
Four Facts About FOMO – Mark Travers, Ph.D.,
Three Ways to Face Your Phobia – Jonathan Fader Ph.D.
Tayfun Türkkan’la Yeni Medyanın Ruhu Böl.8 Internet Bağımlılığı
Merhabalar 2 Mayıs 2020 Coronavirüs nedeniyle Sokağa Çıkma yasaklı,
Mahremimizde mahrumiyetlerimizle merhabalar… Covid19 yüzünden hayatını yitirenlere rahmet, sevenlerine sabır, hastalara hızla şifa, Sağlık emekçilerine kolaylıklar dileyerek; Bir önceki bölümde,
Zihnimize yapışan, aklımıza bulaşan virüslerden nasıl korunuruz?
KISACA İNTERNETİ nasıl daha iyi kullanabiliriz? Sorularına yanıt arayacağız demiştim. ama öncelikle; güncel durumumuza kısaca bir bir göz atalım. Ardından İnternetin beynimize ve bedenimize neler yaptığını anlatmalıyım. Ne de olsa hastalıkalrın sebeplerini, çıkışlarını, dağılıp bulaşmalarını, etkilerini, belirtilerini ve varsa olası çareleri bilimsel verilerle anlamaya hevesli bir dönemdeyiz. Fırsat bu fırsat bakın kaçınılmaz değişim nasıl yaşanıyor?
Akan Abdula, 19 Nisan 2020 Bloomberg Businessweek Türkiye Röportajında bir araştırmadan önemli tespitler yapıyor ve;
“Türkiye’de tüketicilerin %31’i günlük alışveriş ve işlemlerini dijital kanaldan yapması gerektiğini düşünüyor. Bu oran, Covid-19 öncesi %6-10 civarındaydı.” diyor. Ayrıca araştırmaya göre Evde kalmak istemeyenlerin oranı hala %63 müş.
“Evde kal” ya da kalma ama İnternette olmak zorundasın! Dijital dünyada geçirdiğimiz süre her gün daha da artıyor. Buradan gidereceğimiz onca ihtiyaç var. Alışveriş, e-devlet işleri, e-sağlık, randevular ve sonuçları, e-reçeteler, e-faturalar
E-kültür, e-sanat, e-spor derken aman halimiz bu olmasın;
Şimdi Size; “Internet Bağımlılığı” ndan söz etmek istiyorum.
BİLL DAVİDOW, isimli araştırmacı yazar, 2012’de The Atlantic’te bir yazısında neler demiş bakın;
“Çevrimiçi yaptığımız şeylerin çoğu; dopamini beynin zevk merkezlerine salarak takıntılı zevk arama davranışına neden olur.”
“İnternet Çağında giderek daha fazla şirket
“bir saplantı yaratın, sonra sömürün” mantrasıyla yaşıyor.”
Oyun şirketleri, kabaca “zorlama döngüsü” denen bir kavramı kullanır. Bu da ; oyuncu oyunu oynar; hedefe ulaşır; ona yeni içerik verilir;
bu da oyuncunun yeni içerikle oynamaya devam etmesini ve döngüye tekrar girmesini sağlar.
Sinirbilimciler; bir hedefe ulaşmanın veya bir görevi tamamlamak için yeni içeriğin ödülünü öngörmenin;
beynin zevk merkezlerine, dopamin hormonunu serbest bırakan orta beyindeki “ventral tegmental” adı verilen bölgedeki nöronları heyecanlandırabileceğini gösterdiler.
Bu da deneyimin zevkli olarak algılanmasına sebep oluyor.
Candy Crush örneğini alalım,oyunu oynarken, beyninizi biraz dopaminle ödüllendiren küçük hedeflere ulaşırsınız ve sürekli olarak yeni içerikle ödüllendirilirsiniz. Bu yenilik ayrıca, küçük dopamin patlamaları yaratır ve bu ikisi birlikte, “istek döngüsü” üretir.
Böylece bazı insanlar bu zevkli deneyimlere takıntılı hale geliyor. Bu da oyun oynamaya devam etme, sürekli sosyal medyayı, e-postaları kontrol etme veya çevrimiçi olarak kumar oynama gibi davranışlara sebep oluyor. Beynimiz sürekli yenilik arıyor, bu yüzden telefonlarımızdaki uygulamalar sürekli yeni içerik sağlayacak şekilde dizayn ediliyor, bu da onları bir kenara bırakmayı zorlaştırıyor. Bu, nikotin ya da kokainle bağdaştırılan davranışların sorumlu olduğu aynı döngüdür. Dopamin salınımı, nikotin, kokain ve kumar bağımlılıklarının temelini oluşturur.
Geçmişte şirketler, ürünlerin müşterilere nasıl daha cazip hale getirileceğini anlamak için müşteri anketlerini, odak gruplarını, görüşmeleri ve psikolojik testleri kullanıyordu. 1957’de Vance Packard ; reklamverenlerin ürünlerine talep yaratmak için yararlanabilecekleri, tüketicinin sevme ve sevilme arzusu ya da iktidar için özlem de dahil olmak üzere sekiz gizli ihtiyaç tespit ettiği
“the hidden persuaders” – Gizli İkna Ediciler adlı kitabı yayınladı. Ürün satmak için duyguları sömürmenin ahlakını da sorgulayan Packard, 1996 yılında öldü. Bugün hayatta olsaydı, ne düşünürdü dersiniz?
Bugün, İnsanların çevrimiçi, akıllı cihazlarla etkileşime girdiklerinde, oyunlar oynarken, veya kumar oynadıklarında ne yaşadıklarını daha doğru bir şekilde ölçmek için, NMR (nükleer manyetik rezonans) görüntüleme ile beynin tepkileri izleniyor. Artık “neuromarketing” diye bir kavram var.
Cambridge Üniversitesi’nden bir nörobilimci Luke Clark,
kumarbazların bir oyunun sonucunu kontrol edebileceklerini düşündüklerinde oynamaya olan ilgilerinin arttığını söylüyor.
Bazı deneyler, bir slot makinesinin kaybetme sıklığını optimize etmenin de kumar sürelerini yüzde 30 oranında uzatabildiğini göstermiş.
Sinirbilimciler ayrıca, kumarbazları geri dönmeye zorlayan, dopamin salınımlarını uyaran “büyük ödüller kazanmanın öngörülemezliği” olduğunu da söylüyorlar.
1990’larda, bilgisayar oyunları ve internet ile ilgili obsesif-kompulsif davranış konusundaki endişeler artmaya başlamıştı. 2000 yılına kadar, zorlayıcı davranış, oyun tasarımının ve diğer İnternet uygulamalarının kasıtlı bir unsuru değil, bir yan etki olarak kaldı.
Artık akıllı telefonlarda sürekli olarak sosyal medya bildirimleri, haber, mesaj, e-posta, dolar ve altın fiyatları kontrol etme zorunluluğunun ve bazı durumlarda iyi haber alma beklentisiyle ortaya çıkan dopamin salınımlarından kaynaklandığına inanılıyor. Nomofobi ki daha detaylı anlatacağım hayatımıza çoktan yerleşen yeni rahatsızlıklardan biri.
Gerçekten de, akıllı telefonlarımıza o kadar bağımlı hale geldik ki, artık beynimizin telefonumuzun uyarı sesi gelmeden ya da titreşmediği zaman bile sanki bir uyarı gelmiş gibi düşünmesini sağlıyor.
Buna phantom buzz, hayali vızıltı deniyor.
Web 2.0 geldiğinde, başarının anahtarı saplantılar yaratmaktı. İnternet oyun şirketleri artık doğrudan saplantılarla sonuçlanan zorlama döngülerini açıkça tartışıyor ve Facebook, Instagram ya da Twitter gibi diğer uygulamaların amacı da aynı.
Geçmişte, toplum sağlıksız saplantıları tatmin etmeyi daha zor hale getirmek için fiziksel engeller koyabildi. Örneğin, kumarhaneleri kapattı, şehirden dışarı özel bölgelere taşıdı. Bugün işler çok farklı. İlk olarak, insanlar ve söz konusu saplantı arasında fiziksel bir engel yok. Akıllı telefonlar bizimle her an her yerde.
Kompulsif davranış normal çalışma kabiliyetimize zarar verdiğinde, obsesif kompulsif bozukluk alanına girer. Bazı tahminlere göre, ciddi kumarbazların yaklaşık yüzde 2 ila 4’ü bağımlıdır ve İnternet kullanıcılarının yüzde 10’u (bu rakam net değil kimi araştırmalar bugün çok daha fazla olduğunu söylüyor ve ülkelere göre çılgın oranlar tahmin ediliyor)
İnanın İnternet ve cep telefonları bu kadar takıntı haline geldi. ilişkileri, aile yaşamları ve evlilikleri ve işteki etkinliği bile etkiliyor. İnternete bağlı cihazların performansı arttıkça ve şirketler sanal ortamları daha çekici hale getirmek için sinirbilimi nasıl kullanacaklarını öğrendikçe, bağımlı sayıları şüphesiz artacak.
Mevcut sinirbilim tekniklerini uygulayarak sanal dünyada her zamankinden daha zorlayıcı saplantılar yaratıyorlar.
Dünya üzerindeki 7.7 milyar insandan 5.2 milyarı cep telefonu sahibi.
Bu popüler küçük aygıtlar vücudumuzu da etkiliyor. Eğer şu an telefonunuza tepeden bakıyorsanız, boyun açınız 8 yaşında bir çocuğun omzunuza oturmasına eşdeğerdir, ki bu günde ortalama 4.7 saat (normal zamanda, şimdi corona ve karantinayla 7 saati bulduğu söyleniyor) telefonlarına bakan insanlar için oldukça ciddi bir durum.
Buyursunlar Çağımızın yeni hastalığı Nomofobi. Bunun da büyük bir salgın olduğunu düşünüyorum. DÜnya Sağlık Örgütü Corona ile meşgül ama inanın bir çok bilim insanı ve bilimci bu konuda çalışıyor. Aşı henüz bulunmadı ama,
Bu yeni bir terim olan “nomofobi”, “no mobile phobia” sözcüklerinden türetilmiş; telefonsuz kalma korkusu. Ama bu da bir sonraki bölümün konusu şimdi bedenimize neler yaptığına dönelim.
Kuzey Amerika’da nüfusun yaklaşık yarısı miyop, Asya’nın bazı bölgelerinde nüfusun %80-90′ uzağı göremiyor. Internet ve bu ekranlar, Beyin paternlerinde de değişiklik yaratıyor. Ve deneyler gösteriyor ki- -bir telefon görüşmesi sırasında beyin dalgalarının gücü önemli ölçüde artırdığı biliniyor. Telefon beyninizin çalışma biçimini değiştirebilir. Akıllı telefonunuz uykunuzu bölebilir! Ekran, derin uykuda harcanan zamanı azalttığı gözlenen mavi bir ışık yayar. Bu da diyabet, kanser ve obeziteye neden olabilir. Çalışmalar göstermiştir ki, akıllı telefonlarında gece okumak uykuya dalmayı zorlaştırırken daha az melatonin üretirimine de sebep olur. Bu hormon uyku- uyanma sürelerinin düzenlenmesinden sorumlu bir hormondur. Harvard Tıp Fakültesi yatağa girmeden en geç 2-3 saat önce teknolojiden uzaklaşıp bunun yerine kitap okumayı tavsiye ediyor.
Tabii ki, akıllı telefonlar da bilgiye erişme kabiliyetimizi tamamen değiştiriyor. Harika avantajlar ve kolaylıklar da getirdi. Artık bilgi ulaşılabilir. Fırsat eşitliğinden söz edebileceğimiz alanlar doğdu., faydalarına da değilim elbette ama şu sevmediğim kalıplaştıkça anlamını kaybetmeye yüz tutmuş “ farkındalık” meselesini unutmamak gerek.
Özellikle de gelişmekte olan ülkelerde yaşayan ve azınlıklı popülasyonlarda.
Artık bizler, Bu sanal dünyanın çok gerçek sonuçları olduğunu kabul etmeliyiz
Ama, biz hap yanıt bekliyorduk diyorsanız size şunu söyleyeyim;
kırmızı mı mavi mi bilemem ama hepimiz çoktan hapı yuttuk zaten.
Bende bu dünyada sizlere rehberlik etmeye çalışıyorum. Dilerim Corona Virüs geçip bitecek bir gün ama cep telefonları ve internet hayatımızın içinde değil biz hayatı onların içinde yaşamaya devam edeceğiz o yüzden… bence
Bu içeriği Beğendiyseniz; “Beğen” meyi unutmayın /
Abone de Olun ve Bir de şu uyarıyı açarsanız yeni videolardan haberdar olursunuz.
Sağlıkla Kalın,
BÖLÜM 7
Tayfun Türkkan’la CORONA COVID19 ve Yeni Medya 11.Nisan.2020
Merhabalar, 11 Nisan 2020 Ankara Türkiye Karantinadan.Siz de Huzursuz musunuz? Hiç bir şeye yeteri kadar konsantre olamıyor musunuz? Ellerimiz yıkamaktan fil derisine ve akıllarımız, korkudan, dehşet ve endişeden, neyin neresine döndü bilemem ama zor zamanlar yaşıyoruz. Haydi, Ellerinizi yıkadıysanız başlayalım.
Corona sayesinde dijital medyada; Ortalık bilim insanı, bilim komiği, bilim geyiği, bilimsel ve bilimsel olmayan, ileri geri, yamuk yumuk, eğri ya da doğru bilgiyle doldu. Raporlar, analizler, modeller havalarda uçuşuyor.
Yeni Medyayı en iyi kullanan virüs? #coronavirus oldu.
Bu bilgi gibi görünen, çoğu yorum olan; kanıtlara değil de yanıtlara dayalı yağmurdan nasıl korunacağız? Kendini uzman zanneden, abisinin arkadaşı uzman zannedilen, uzmanların tozu dumana kattığı Yeni Medya da nerelere, nasıl bakmalı?
Corona internetten de bulaşır mı?Corona değil belki ama fenası vardır, hele sosyal medyada. Karantina şart!
Krantina demişken, İlk karantinalar, Orta Çağda (14 YY), şimdi Yunusların yüzdüğü söylenen Venedik’in limanlarında uygulanmış meğer.
İtalyanca daki QUARANTA ve Giorni kelimelerinden geldiği söyleniyor. 40 gün demekmiş. Ve 1400 lerde Venedik Limanlarında Quarantena uygulanırmış. Yani işi keşfeden ve ustası İtalya’ymış.
WIRED’da göre; 31 Aralık 2019 DSÖ Çin’deki ofisinden daha önceden bilinmeyen bir virüsle ilgili raporlar almaya başladı. Yer: Wuhan Nüfus: 11 Milyon.
Raporlara göre “Bu virüs pnömoni vakalarına sebep oluyordu.”
“On December 31, 2019, the World Health Organisation’s (WHO) China office heard the first reports of a previously-unknown virus behind a number of pneumonia cases in Wuhan, a city in Eastern China with a population of over 11 million.”
By MATT REYNOLDS
https://www.wired.co.uk/article/china-coronavirus
Daha sonradan Pandemi ilan edilecek küresel bir salgına yol açan Covid19 hastalığının çıkış tarihini şimdilik, NY Times da doğruluyor. Wikipedia Son baktığımda Aralık 2019 diyordu.
“Coronavirus outbreak” redirects here. For other outbreaks of coronaviruses, see Coronavirus § Outbreaks.
2019–20 coronavirus pandemic
The 2019–20 coronavirus pandemic is an ongoing pandemic of coronavirus disease 2019 (COVID-19), caused by severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2).[4] The outbreak was first identified in Wuhan, Hubei, China, in December 2019, and was recognized as a pandemic by the World Health Organization (WHO) on 11 March 2020.[5] As of 21 March, more than 303,000 cases of COVID-19 have been reported in over 187 countries and territories, resulting in more than 12,900 deaths and 94,000 recoveries.
Çin’in tüm dünyaya bu virüsü geç haber vermesi. Salgın hakkında ilk bilgiyi veren hekime yapılanlar ya da yapıldığı söylenenler.
Bu tarihi kabul etmiş olsa da. Amerikan istihbarat birimleri corona virüs salgınına karşın White House a Kasım ayında rapor etmişmiş … şeklinde yayınlar da var.
Son olarak Çin gibi kalabalık nüfuslu bir ülke, Güney Kore ve başka bir kaç ülke daha gördüğümüz kadarı ile çok sert tedbirler uyguladı ve başarı elde etti… mi?
Batı ülkeleri bunu yapmadı mı? Bilemiyorum. Bu soruların cevaplarını şimdi bulamayız benim alanım da değil. Ama Sayısal Madya… (Dijital) digits… deyince siz Coronayı nereden takip ediyorsunuz diye sorarlar…
Sayılarla CORONA
Hava durumu görünce Corona raporu sanmaya başladık derken işte o da oldu Ten day corona forecast çok gecikmeden salgına dair modelleme yapan programlar online olmaya başladı geldi bile bakın. Başka örnekleri de var.
http://rocs.hu-berlin.de/corona/docs/forecast/results_by_country/
https://www.bing.com/covid?ref=share
https://www.worldometers.info/coronavirus/
https://www.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6
https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/faq.html
Rapor okumak, analizler yapmak, Müge Anlı nın migrenini iyileştirmekten daha zordur.
Görüyorum ki TV yayınları da ilgili ilgisiz herkesi uzman gibi konuşturuyor. Survivor yorumcuları gibi Corona yorumcuları var artık. Dokunulmazlığı kazanmanızı dilerim.
O sırada Kahraman Dr.lar, sağlık çalışanları, evimize siparişlerimizi getiren kuryelei de unutmayın.
“2017 verilerine göre;
Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama 78 kez, yani uyanık geçirilen zamana göre hesaplarsak; her 13 dakikada bir cep telefonu ekranına bakmaktan kendini alamıyor. Bu Avrupa ortalamasının 1.5 katını aşıyor. Yine birinciydik.”
Türkiye’de uyandıktan sonraki ilk 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı %79
Şimdi herhalde ölçülemez…ama bir bakalım, çünkü bence, gözümüzü açar açmaz, TV seyrederken, yemek yerken, yatarken, yürürken, araba kullanırken, tuvalette, oturma odalarımızda, salonlarımızda, her yerde ve her zaman dijitali takip ediyor ve esası ıskalıyoruz.
Az önce Çin dünyanın en kalabalık nüfuslu Ülkesi 1.4 milyara yakın vatandaş demiştim.
Facebook’un da her ay 2.9 Milyar aktif kullanıcısı var biliyor musunuz? Whatsapp, Messenger ve İnstagramı da içine alınca Nüfusu Dünya nüfusunun neredeyse yarısına eşit üyesi olan bir şirketten söz ediyoruz. Üstelik Çin’İn vatandaşlarını tanıdığından daha iyi tanıyor ve takip ediyor kullanıcılarını.
2 Milyardan fazla insanın kullandığı Whatsapp’In market lideri olmadığı sadece 25 ülke var.
Ülkemizde de hafızaları dolduran mesajları, ses kayıtları, sahte görüntüler, büyüyen korkuyu ve kaosu besliyor. Sürekli iletmek halindeyiz.
Peki Güvenli mi? Yazışmalarımız takip ediliyor mu? Dijitalde hiçbir şey kaybolmaz.
Arkadaş arasında edeceğiniz sohbetle sosyal medyada ettiğiniz ettiğiniz laflar ilettiğiniz haber mesaj yorum video ses kaydı ne varsa arasında fark olduğunu bilin yeter. Her gelen mesajı hemen listenize iletmeyin. Biraz durun, mümkünse araştırın. Sonra paylaşmanın size ya da paylaştığınız kişilere ne faydası olacak diye düşünün.
“Bir arkadaşımın eşi, bizim bir tanıdık diye başlayan ve kimseye yararı olmayacak hatta zarar verebilecek içerikleri ne paylaşın ne de itibar edin derim… Bilim insanlarının hesaplarının doğru olduğundan emin olur. Onların adına açılan sahte hesaplar var. Ayrıca bilim insanları da yanılabilir, onlar da insan ve duyguları var bunu da aklınızın bir kenarına yazın.
Şimdi neler oluyor sosyal medyada bir göz atalım;
Instagram’ın tatilcileri artık,balkonlardan, bahçelerden veya salonlardan,
spor yapanları, yogacıları, evde nasıl vakit geçirilir sorusuna 30 sn. de 300 yanıt verenleri… Kendin yapçılar, Onun bunun Fanları, Yatan Kediciler, evde içiciler, top sektiriciler, sanal çapkınlar, troller, avatarlar, capcanlı ama kalitesiz yayınlar… Birbirinin hoplayıp zıplamalarını beğenen kısa süre odaklanabilen instagram Kullanıcıları… ah.
Twitter‘ın siyasi entel’leri, entelektüel siyasileri, yazarları, gazetecileri, bilim insanları, fake hesaplar, yardım organizasyonları, kavgacıları, soruşturmaları, tt leri.
LInkedIn’ in uzaktan, hatta Mars’tan bile çalışacak, çalışmaya süper hevesli sürekli çalışan çalışkanları…
Facebook’un eski romantikleri… emeklileri, hurafeleri, aman… Burnuna sok Kulağından akıtçılar.
Oturduğu yerden alış verişçiler, bir tıkla kapında içeri almadan ozonla.
Youtube
Konserler, gösteriler, Tiyatrolar, filmler Komplo teorisyenleri, öğretenler, öğretmen ve görüyor musunuz eğitim de uzaktan ve dijital artık. Yadsınamaz bir değişim hızla yaşanıyor. Gerçek değişiyor.
İşsiz kalanlar? Ya hastalar? Nefes alamayanlar?
Yaşlılar ve 20 yaş altı 60 üstü derken ülkenin çoğu evinde şimdi. Hatta Dünyanın yarısı evlerinde ne yapıyor hepsi sayısal dünyada daha fazla vakit geçiriyor.
Apokaliptik bu dönem önceden görülmüştü değil mi? Ama Bill Gates demişti…:)
-Bilim İnsanları, 2007 Yılında SARS Benzeri Yeni Koronavirüs Salgınları Konusunda Uyarmıştı! Dinleyen olmadı…
https://evrimagaci.org/covid19
Bilim insanları, küresel ısınmayla iligli de uyarıp duruyordu. Ama doymayan bir açlık devam ediyor. Acaba Endüstri 4.1 mi olduk?
Rakamlar Neden rakamlar Ne rakamı Sayı Dijit X kişi hayatını kaybetti X kadar C YA DA X paylaşım aldı Like lara bak! Evinden canlı yaydı. ZZ kadar izlendi XX milyon beğeni YY takipçi Coronavirüs kaç kere TT oldu X Y paritesi Story ye kimler baktı. X Kişi pozitifmiş Y yaşındakiler X lira Y dolarla XX kadar maske, Z kadar iyileşen ve grafikler sayılarla anlatıyor işte Rakamlar rakamlar sayılar… Biz birer sayı mıyız? Dünya değişiyor diyorduk…Değişti işte. Hazır mıydınız?
KEHANETLER SENARYOLAR KOMPLO TEORİLERİ ve Diğerleri. Üst Akıl ve o üstün altında kalan ….Hortlayan Pagan inançlar, herkes Şaman herkes bilge herkes uzman.
Besin zincirinin en üstünde oturan sokağa çıkma yasağı gelince marketlere koşan bizler bir hayvanın eklem yeriyle lades oynayan Sapiens’leriz değil mi?
Şimdi de meselemiz Corona ve Sistemi nasıl değiştirdiği. Acaba; Nostradamus İnstagram dan kendini bambaşka ve değersiz bir şeylere, çoğunlukla komik hallere düşürecek insanları da bilmiş miydi? Ya da birinin beceriksizliklerinin milyonları peşinden sürükleyeceğini. Marx Dijital zombileri ön görebilmiş miydi? Eskiden Günde ortalama 4.5 saatinizi geçirdiğiniz mobil cihazlarla artık gününüzün tamamını geçiriyorsunuz. Bu nedenle Dijital dünyada da, dikkatli ve özenli olun kontrolü fazla da bırakmayın demeye çalışıyorum.
Aman aklınıza ve algınıza sahip çıkın. Şu sıralar daha da içine girdiğimiz dijital dünya da kendinizi korumazsanız buradaki virüsler de zihninize yapışır. Düşünme zorluğu çekersiniz. İnternette en çok izlenen videolara viral denir…. Neden? Bulaşıcıdır.
Bu medyada da; çirkin, yanlış, bozuk, eksik, yalan, içeriklerin kimilerinin yapay ya da doğal zekasının kontrolünde olduğunu unutmayın. Herkes yapıyor demeyin. Uzmanlar virüs dolaşmaz insanlar onu yayar diyor ya İnternet için de aynı geçerli.
Kendimiz yapıyor sonra da suçlu arıyoruz sanki. Herkesin birbirini suçladığı şu sıralarda; Bir Antropoloğun medeniyeti tanımlarken anlattığı, şu hikayeyi hatırlashatırladım: “İyileşmiş bir kaval kemiği bize medeniyeti gösterir. Çünkü doğada herhangi bir hayvanın ayağı kırıldığında iyileşemez çoğunlukla ölür. Oysa insan yaralının yarasını sarar, onun için avlanır ve ona sevgi şefkat gösterir, tedavi eder.” Diyordu.
Bundan sonraki bölümde, Internetin aklımıza bulaşan virüslerden nasıl korunuruz?
Dijital, yani sayısal medyayı nasıl verimli kullanabiliriz? Doğru kaynak ile yanlışları nasıl ayırabiliriz gibi sorulara yanıt arayacağız.
Bu arada bir blog açtım, podcastler müzik yazı gibi şeyler paylaşıyorum adresi aşağıda. Oraya da beklerim.
Beğenen abone olur, eşine dostuna söyler zaten.
Hoşça kalın
Sağlıkla Evde kalın.
Tayfun TÜRKKAN.